Özellikle son 20 yılda Türkiye’de yaratıcı fikirlerin azalması, yapılan iş seviyesinin vasatın altında olması, mesleklerde uzmanlığın yeterli seviyede olmaması oldukça düşündürücü ve sorunun temeline inmemize neden oluyor.
Gerek sanatçı, gerek iş insanı gerekse bireyler olarak, yaratıcılık kavramı; problemlerin temeline inerek çözüm odakli ve yenilikçi olmayı tanımlar.
Ülkemizde kültürel ve sanatsal anlamda gittikçe kalitesizleşen işler. Mesela müzikte yaratıcılığın azalması, yeni çıkan popçu tayfasının eski sanatçılarımızın yaptığı müzikleri cover yapması, yani içeriğini koruyarak değiştirmesi. Yetişen sanatçı sayısının azlığı, olanlara da muktedirin eziyet etmesi.
Değerli Mimar Aydın Boysan’ın dediği gibi yapılan binalarda ruh değil, betondan icra edilen kumdan kaleler gibi ruhsuz çirkinlik abideleri olması ki, zaten kumdan kaleler arttıkça insanların içindeki vicdan kaleleri de yıkılıyor.
Girişimcilikte geriye gidişin artması, marka ve yenilikçi fikirler yaratılamaması.
Ülkemizin bu kadar coğrafi ve kültürel zenginliğine rağmen bir türlü gelişmeye kapalı olması, mutluluk ve refaha ulaşamaması, çocukluktan itibaren bireyin yeterince kendini geliştirememesi, belki de günlük rutinin buna izin vermemesinden kaynaklanıyor.
Muktedir sistem, son 20 yıldır bireyi kendine muhtaç analizden uzak, cahil bir toplum yaratmayı, acı reçeteler ile düşüncenin baltalanmasını, kendi cemaat ve yandaşlarına enflasyon silahı ile para transferi yaparak halkın fakirleşmesine neden olmaktadır.
Zaten enflasyonun ekonomide tanımlanmış nedeni iktidara para transferi ve halkı ezmek demektir. Halk ne kadar fakirleşirse, düşünce gücü ve özgür iradeleri azalacak, servetleri yandaşlara transfer edilecektir.
Bireysel, çevresel ve kültürel etmenler arasındaki karmaşık ilişkiyi inceleyen teorisyen, Bronfenbrenner’in ekolojik modeli , çocuğun gelişimini , çevresini oluşturan ilşki sistemleri bağlamında incelemiş.

Teoriye göre bireyin varoluşunu etkileyen mikrosistem, mezosistem, ekosistem, makrosistem insan varoluşunu etkileyen sistemlerdir.
Mikrositem olarak baktığımızda çocuğun aile, okul ve arkadaş sistemlerinin yetersiz olduğunu görebilriz. Beslenme düzeyinin yetersizliği, geçim sıkıntısı, kaliteli eğitime ulaşımın engellenmesi için eğitimin ücretli hale getirilmesi, oyun oynamak gibi çocuğu geliştiren ve yaratıcılık veren yeteneklerin değil, ezberciliğin ve test çözme alışkanlığının verilmesi
Mezosistem: Mkrosistem ile bağı olan kurum ve kurumlar ( bir çocugun ebeveynlerinin öğrenim gördüğü kurumlar ile olan ilişkileri), fırsat eşitsizliği
Ekosistem: Çocuğun çevresinin kalitesi ve bağlamı yine ekonomik ve kültürel zenginlikle orantılıdır ki her geçen yıl geriye gitmektedir.
Coğrafya kaderdir denir ya Ekosistem buna atıf yapmaktadır.
Makrositem: Çocuğu ve onu çevreleyen en geniş kapsamdaki etkilerdir. Eğitim, hukuk, kültürel sistemler olarak bakacak olursak eğitimin maliyeti ve kalitesizliği, hukuk sisteminin çökmüş olması, kültürel açıdan oluşan girdap tamamen etkilemektedir.
Çocuğun yaratıcı ve sağlıklı bireyler olabilmesi için çocuğun eğitim sistemine göre değil, eğitim sisteminin çocuğa uyarlanmasını savunuyor.
Finlandiya’da çocuğun bir oyun alanında bir ebeveyn ile erken çocukluk eğitimine katılması , ev ödevlerinin az olması en etkili örnektir.
Finliler 40 yıl önce ekonomik toparlanmayı sağlamak için 15 yaşındakilere uygulanan standartlaştırılmış bir test olan Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA) verilerine göre , gençlerin en iyiler olduğunu göstermiş, 2000 yılına kadar eğitimciler bu başarının farkında olmaz iken dikkatlerini çekmiştir.
O halde yapılması gerekenler eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanması, siyasetin ve çıkar gruplarının, tarikatlarin, cemaatlerin soyutlanması, sınavlara odaklı değil, nasıl öğreneceklerine yönelik bir sistemin kurulmasıdır. Oyun ve sorgulama da yaratıcı zekayı geliştirerecektir.
Zaten Köy Enstitüleri’nde verilmek istenen öğretim modeli bu değil miydi? Şimdiki üniversie kurumları bile aynı seviyeye gelemedi.
Bunun tersi ve ülkemizdeki gibi bir öğretim bağımlılık seviyelerini, körü körüne muktedire oy veren, düşünce ve analizden uzak, problem kör düğümleri yaratan, güce tapan, kültür ve sanatla ilişkisi olmayıp yaratıcılık zekâsı körelmiş, Afrika ve Talabani zihniyetine koşan bir ülke haline getirecektir.
Einstein: “Hayal gücümden özgürce yararlanabilecek kadar sanatçıyım. Hayal gücü bilgiden daha önemlidir. Bilgi sınırlıdır. Hayal gücü dünyayı kuşatır.”
Yorum Yazın