• Şiirsel Kıvılcımlar
    • Şiirsel Kıvılcımlar
      Suriyeli şair Reema Hamza, savaşın gölgesinde aşkı, hafızayı ve yokluğun izlerini şiirsel bir dille buluşturduğu iki çarpıcı metniyle okuru labirentimsi bir iç yolculuğa çağırıyor. “Şiirsel Kıvılcımlar” ve “Labirentte Çok Uzun Zaman”, bireysel duyguyla toplumsal yıkım arasında köprü kuran güçlü imgeleriyle dikkat çekiyor.
      17.02.2026 - 06:52 | Son Güncelleme:17.02.2026 - 06:52
      Reema Hamza

      Metin: Reema Hamza (Suriye)

      Şiirsel Kıvılcımlar

      Bir yağmur damlası yanağından süzülür,
      kendisinden bir öpücük örer,
      ve onu rüzgâra savurur…
      Ta ki gizli bir iplik ortaya çıkana kadar,
      öpücüğü şemsiyesinin altında gülen
      bir yabancıya doğru çeken.

      Onun parmakları silindi,
      anları — ölümcül yanlış adımlar.
      Daha kötüsü,
      bir sorudan kayıp
      terk edilmiş bir melodiye düştü.
      Ona bir bakışla seslendim:
      gel sürmeme,
      aşkın gözlerini geri ver.

      Labirentte Çok Uzun Zaman

      Orada…
      Bir hayaletin yankısında,
      geriye bir yoldan başka hiçbir şey kalmaz…
      Ve bir gül —
      Sezgilerin parmaklarıyla
      tınlatılan ezgilerin ritmi,
      son savaşın vasiyetini okur.

      Orada…
      Kadim bir ağaç
      âşıkların isimlerini saklar,
      yokluğun hikâyelerini rüzgâra fısıldar.
      Solmuş bir ağaç, tek bir soru dışında —
      gözlerinden sokağın gölgesini geri alan,
      ve sokak, bekleyişin ağzında
      yalnızca bir kırıntı,
      sorar:
      Hangi ihtişamla geri döndün?!

      Orada…
      Bir zamanlar ev olan dilsiz taşlar
      kapıların çocukluğunu kucaklar,
      ve eşiklere sorar:
      Rüzgâr kaç kez devrilmiş sütunların üzerine dua etti?
      Ayin kaç kez gidenlerin yüzlerini unuttu?

      Orada…
      Şafağın soluk alışında,
      serçeler bir buluta rastlar
      Adı Kadın olan —
      hafızanın çamurunda sürüklenen,
      askıya alınmış bir anın
      hatlarını kekeleyerek anlatan.

      Orada…
      Solgun bir gölge
      merdiven boşluğunun basamaklarında yaşar,
      ışığa dönüşmeye fazla ürkek.
      Yüzünün ortaya çıkmasından korkar,
      tenindeki çatlakların
      yokluğun haritasına dönüşmesinden korkar.

      Orada…
      Unutulmuş bir kahkaha
      bir darağacının kirişinde asılı durur,
      nefes ile ağız arasında —
      bir yankı muskası.

      Orada…
      Sorgunun renkleri
      boşlukta dalgalanır:
      Zaman nasıl ihanet edebilir?
      Bir yarık dirilişini nasıl inkâr edebilir?
      Bir gözyaşı nasıl kuruyabilir —
      toprağı hiç ıslatmamışken.

      Orada…
      Yollar kurudu —
      Ayaklar hâlâ iz bırakır mı
      çorak toprağa?
      Şiiri mühürlemeye çalışırım,
      ama kaçar —
      dalgın gözlerden sıyrılan rüzgâr gibi.

      Orada…
      Bir heykel,
      ve gözler
      gölgelerin eteklerini çeken,
      aralarında hiçbir şey yok
      bir avuç zamandan
      ve
      kimsenin sevmediği haritalardan başka.

      [05:13, 17.02.2026] REEMA Hamza: Text by: Reema Hamza
      Syria.

      Poetic sparks


      A raindrop glides down her cheek,
      weaving from itself a kiss,
      and casting it to the wind…
      Until a hidden thread is revealed,
      drawing the kiss toward a stranger
      laughing beneath her umbrella.

      His fingers erased,
      his moments—fatal missteps.
      Worse still,
      he slipped from a question
      into an abandoned melody.
      I spoke to him through a glance:
      come to my kohl,
      restore the eyes of love.
      [05:13, 17.02.2026] REEMA Hamza: Too Long in the Labyrinth
      Poem by: Reema Hamza
      Syria

      There...
      In the echo of a phantom,
      Nothing remains but a road...
      And a rose—
      The rhythm of harmonies
      Plucked by fingers of surmise,
      Reciting the testament of the last war.

      There...
      An ancient tree
      preserves the names of lovers,
      whispering tales of absence to the wind.
      A withered tree, save for a question
      That reclaims, from its eyes, the street’s shadow—
      And the street, a mere crumb
      In the mouth of waiting,
      asks:
      With what majesty did you return?!

      There...
      Mute stones
      That once were homes
      Cradle the childhood of doors,
      And question the thresholds:
      How many times did the wind pray over fallen pillars?
      How many times did the Mass forget the faces of the departed?

      There...
      In the gasp of dawn,
      Sparrows stumble upon a cloud
      Named Woman—
      Dragged by memory’s mire,
      She stammers the contours
      Of a suspended moment.

      There...
      A dim shadow
      dwells upon the stairwell’s steps,
      Too timid to become light.
      It fears its face revealed,
      fears the cracks across its skin
      becoming a map of absence.

      There...
      A forgotten laugh
      Hangs on the beam of a gallows,
      suspended between breath and mouth—
      An amulet of echo.

      There...
      The hues of questioning
      Ripple through the void:
      How could time betray?
      How can a fissure deny its resurrection?
      How can a tear dry—
      When it never quenched the earth.

      There...
      The roads have withered—
      Will feet still leave a mark
      Upon barren soil?
      I try to seal the poem,
      But it flees—
      Like wind escaping careless eyes.

      There...
      A statue,
      And eyes
      tugging at the hems of shadows,
      With nothing between them
      But a fistful of time
      And maps
      No one loves.


      في التيه أكثر مما ينبغي
      للشاعرة : ريما حمزة
      هناك...
      في رَجْعِ طيفٍ
      لم يَبقَ إلا طريقٌ...
      ووردةٌ
      هي إيقاعُ التَّآلُفاتِ من أصابعِ ظنوني
      تقرأ وصيَّةَ الحربِ الأخيرة.

      هناك...
      شجرةٌ هَرِمَةٌ
      تَحفَظُ أسماءَ العُشَّاقِ،
      تروي للرِّيحِ قِصصَ الغِيابِ.
      شجرةٌ يابسةٌ إلا من سؤالٍ
      تستردُّ من عُيونهِ ظِلَّ الشارع،
      والشارعُ بَقِيَّةُ كِسرةٍ في فَمِ انتظارٍ
      تُسائلهُ:
      بأيِّ هَيْبةٍ عُدْتَ؟!

      هناك...
      حجارةٌ صامتةٌ
      كانت يوماً بيوتاً،
      تهدهدُ طفولةَ الأبواب
      وتُسائلُ العتبات :
      كم مرةً صلَّتِ الريحُ على أعمدةٍ انهارت؟
      كم مرةً نسيَ القُدّاسُ وجوهَ الذين مرّوا؟

      هناك...
      في مَهَبِّ الصباحِ
      تعثُرُ العصافيرُ على غيمةٍ،
      اسمُها امرأةٌ،
      يَسحبُها وَحْلُ الذّاكرة
      فَتتهجَّى ملامحَ لحظةٍ عالقةٍ.

      هناك...
      ظلٌّ خافتٌ
      يسكنُ عتباتِ السلالم
      لا يجرؤ أن يصيرَ ضوءاً.
      يخافُ أن تُكشَفَ ملامحه،
      أن تصيرَ الشقوقُ في وجهِه
      خارطةً للغياب.

      هناك...
      ضحكةٌ منسيَّةٌ على عُودِ مشنقةٍ،
      مُعلَّقةٌ بين الفمِ والهواء، تميمةٌ من صدى.

      هناك...
      ألوانُ السؤال
      تتردَّدُ في المدى،
      كيف لزمنٍ أن يخونَ؟
      كيفَ لصدعٍ أن يُنكرَ قيامته؟
      كيف لدمعٍ أن يجفَّ
      وهو لم يَروِ الأرضَ بعد؟

      هناك...
      قد جَفَّتِ الطُّرُقُ،
      فهل تكتبُ الأقدامُ أثراً على أرضٍ عاقر؟
      أُحاولُ أن أَختِمَ القصيدة،
      لكنَّها تفرُّ
      مثلما تفرُّ الرياحُ من عُيونٍ غافلة.

      هناك...
      تمثالٌ
      وعُيونٌ
      يَلعَبونَ بجَرَّ الظِّلِّ،
      ولا شيء بينهم سوى حفنةٍ من وقتٍ
      وخَرائِطَ
      لا يُحبُّها أحدٌ

      EDEBİYAT MAGAZİN GAZETESİ
      EDEBİYAT MAGAZİN GAZETESİ

      Yorum Yazın

      Yorum yazarak topluluk kurallarımızı kabul etmiş bulunuyor ve tüm sorumluluğu üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Edebiyat Magazin hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.