
Kelimelerin Sesine Hayat Veren Bir Sanatçı: Mustafa Söğüt ile Gönül Tercümanlığı Üzerine
Edebiyat Magazin Gazetesi olarak bu hafta; tiyatrodan sinemaya, şiir yorumculuğundan tarih araştırmalarına kadar sanatın pek çok dalında iz bırakan, çok yönlü bir ismi konuk ediyoruz: Mustafa Söğüt.
İzmit’ten Almanya’ya uzanan çocukluk anılarıyla harmanlanmış hayat yolculuğunu, bir arkadaşının isteğiyle başlayan şiir serüvenini ve "Ben Gönlümün Tercümanıyım" diyerek mısralara döktüğü iç dünyasını bizlerle paylaştı. Şiiri sadece kağıt üzerinde bir metin olarak değil; bir ses, bir nefes ve ruhun aynası olarak gören Söğüt; sanatın toplumsal iyileşmedeki gücüne olan inancıyla dikkat çekiyor.
Şiirin sustuklarımızı konuşturduğu o büyülü dünyada, Mustafa Söğüt’ün samimi yanıtlarıyla baş başasınız.
23 Ağustos 1988 İzmit Doğumlu Olup, Aslen Gümüşhaneliyim, İlkokulu, Liseyi Kocaeli’nin Derince İlçesinde, Ortaokulu Almanya’nın Nurnberg Şehrinin Roth Kasabasında Tamamladım. Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi Sosyal Bilimler Bölümünden Mezunum. Kocaeli Bölge Tiyatrosu'nda Burhan Akçin Hocamdan ve Ayko Sanat Okulunda Aykut Çetinkaya Hocamdan tiyatro oyunculuğu eğitimi aldım. Tiyatro vesilesiyle de şiir seslendirme sanatçılığına başladım. Bir adet “Ben Gönlümün Tercümanıyım” isimli şiir kitabım, bir de “Türk Devletleri Kurucuları” isimli tarih kitabı yayınladım. Ayrıca Abdurrahman Karakaş Hocama ait Gözlerin isimli şiir için Erdal Söylemez hocamın yönetmenliğinde klip çektim. Ayrıca kendi Youtube kanalım olan Avrasya’nın Sesi TV de kendimce hazırladığım şiir videolarım yayında. Birçok dizi ve filmde yan rollerde yer aldım, tiyatro oyunlarında izleyici karşısına çıktım. Ayrıca kendim çekmiş olduğum Çarpışma isimli kısa film ile İzmit Belediyesi Altın Pişmaniye Kısa Film Yarışmasında 2012 yılında jüri özel ödülü aldım. Geçtiğimiz dört sene içerisinde de farklı farklı yerlerden yılın şiir yorumcusu, edebiyat ödüllerine layık görüldüm. Daha yeni kurmuş olduğum Avrasya’nın Sesi Haber Sitemizle de habercilik alanında kültüre sanata hizmet etmeye çalışıyorum
Şiir yazmaya lise yıllarımda, ön sıradaki arkadaşımın sevgi ile ilgili bir şiir yazar mısın? Diye söylemesi üzerine şiir yazdım. Daha sonra da o günden sonra da şiir yazmaya daha çok merak saldım. Ve birçok şiir yazdım. Daha sonra okul bittiğinde de, Kocaeli’de yerel bir radyo da program yaparken de, şiirleri seslendirmeye merak saldım. Şiir seslendirme konusunda kendimi geliştirmeye çalıştım. Almış olduğum tiyatro eğitimleri vesilesiyle de, şiir seslendirme konusunda daha iyi bir konuma geldim.
Belirli bir ritüelim yok, yazmak için sadece yazmak istediğim konuyla ilgili bilgi edinmem, ve o konuya karşı duygusal bir bağ kurarak şiirlerimi yazıyorum.
Şiirimdeki ses, benim için sadece kelimelerin yan yana gelişi değil; yaşanmışlıkların, duyguların ve iç dünyamın yankısıdır. Her mısra, bazen bir özlemin, bazen bir kırgınlığın, bazen de umutla tutunan bir kalbin sesidir. Şiir yazarken aslında sustuğum her şeyi konuşturuyorum. İçimde biriken sevinçler, hüzünler, insanlara dair gözlemler ve hayata karşı duruşum dizelerde hayat buluyor. Bu yüzden şiirdeki ses benim için hem bir ifade biçimi hem de ruhumun aynasıdır.
Biz tabi şiir üzerine yazılar yazdığımız için, şiir yazmaya daha erken başlamak isterdim. Ayrıca gelecekteki hedeflerimden birisi olan senaryo, hikaye yazımı yapmak isterdim.
Dünya da olup biten olaylar başlı başına bir ilham kaynağı bizim için. Ayrıca tarihimize, kültürümüze, inancımıza bakıp da onlar üzerinde tefekkür ettiğimizde, doğaya çıkıp seyrettiğimiz de, Rabbimizi ve Habibini Sevgili Peygamber Efendimizi tefekkür ettiğimiz zaman otomatik olarak ilham kaynakları açılıyor benim için.
Ben şahsen bütün şairlerimizi ayırt etmeksizin çok severim. Her birinin eserleri ayrı ayrı çok değerli, çok kıymetlidir benim için. Geçmişteki şairlerimizin bana miras olarak bıraktıkları şey, bir şairde bulunması gereken en temel huylar olan, mütevazilik, hoş görülü olmak, insana, doğaya, hayvana değer vermek. Kimseye tepeden bakmamak.
Hayır yok. Zira her birinin konusu, duygusu farklı farklıdır.
Bir okurun eserimle kurduğu en etkileyici bağ, kendi hayatında yaşadığı bir acıyı benim dizelerimde bulduğunu söylemesiydi. Yazdığım bir şiirin, onun yıllardır ifade edemediği duygulara tercüman olduğunu paylaşmıştı. O an şunu bir kez daha anladım: Şiir sadece yazanın değil, okuyanın da kendini bulduğu bir aynadır. Bir insanın kalbine dokunabilmek, onun yalnız olmadığını hissettirebilmek benim için en büyük anlamı taşıyor. Bu tür geri dönüşler hem düşündürüyor hem de yazmanın sorumluluğunu daha derinden hissettiriyor.
İnsanların yazarlık hakkında en çok yanlış anladığı şey, yazmanın sadece ilhamla gerçekleştiğini düşünmeleridir. Oysa yazarlık sadece duyguların bir anda kâğıda dökülmesi değil; sabır, disiplin, gözlem ve sürekli bir iç hesaplaşma sürecidir. İlham elbette önemlidir ama kalıcı eserler çoğu zaman emekle, tekrar tekrar düşünmekle ve kendini geliştirmekle ortaya çıkar. Yazarlık biraz da görünmeyen bir mücadeledir; insanın önce kendi içinde yolculuk yapması gerekir. Okuyucu çoğu zaman sonucu görür ama o sonucun arkasında uzun bir sessizlik, sorgulama ve çalışma vardır.
Evet var. Geçmişten bugüne Türk Beylikleri, yeni bir şiir kitabı üzerine çalışıyorum, ayrıca seslendirmesini yaparak, klip olarak yayınlamak istediğim iki eser var.
Şiire, Sanata, Edebiyata ve şaire, sanatçıya gerektiği değeri vermelerini, zira bir toplumun yükselmesi sanata, edebiyata verdiği öneme bağlıdır. Şiirden, edebiyattan, sanattan uzak toplumlar buhran içine düşer, böylece o toplumda daha çok caniler yetişir.
Genç yazarlara en büyük tavsiyem, önce çok okumaları ve sabırlı olmalarıdır. Yazmak, yalnızca kalemi kâğıda değdirmek değil; hayatı dikkatle gözlemlemek, insanları anlamaya çalışmak ve kendi iç sesini tanımaktır. Herkesin sesi farklıdır; bu yüzden başkalarına benzemeye çalışmak yerine kendi üsluplarını bulmaları gerekir. Eleştiriden korkmasınlar, çünkü gelişim çoğu zaman eleştirinin içinden doğar. En önemlisi de hemen sonuç beklemesinler; yazarlık uzun bir yolculuktur ve bu yolculukta en değerli şey samimiyet ve sürekliliktir.
Her birine sevgi saygılarımı iletir, şiir gibi güzel bir hayat yaşamalarını dilerim.
Mustafa Söğüt’ün Sanat Yolculuğuna Dair Notlar
Mustafa Söğüt ile gerçekleştirdiğimiz bu söyleşi, bizlere bir kez daha gösterdi ki; gerçek sanat, ancak samimiyet ve disiplinle birleştiğinde kalıcı bir iz bırakıyor. Onun mısralarında sadece bir şairin sesini değil, bir toplumun tefekkürünü ve insanın en saf hallerini bulmak mümkün. Özellikle şiir seslendirme sanatına kattığı tiyatral derinlik, eserlerini okunan birer metin olmaktan çıkarıp, yaşayan birer duygu şölenine dönüştürüyor.
Sanatın ve edebiyatın bir lüks değil, toplumsal bir ihtiyaç olduğunu savunan Söğüt; hem tarih bilinciyle hem de edebiyata olan tutkusuyla geleceğin kalemlerine ilham vermeye devam ediyor. Bizlere gönül kapılarını açtığı ve bu samimi sohbetiyle edebiyat yolculuğumuza ışık tuttuğu için kıymetli yazarımıza teşekkürlerimizi sunuyoruz.
Şiir tadında, sanata değer veren bir dünyada buluşmak ümidiyle.
Röportaj: Erhan Özdemir

Yorum Yazın