• Yanlış Otobüs, Doğru Zaman
      Yanlış Otobüs, Doğru Zaman
      11 Ocak 2026 09:39
      Son Güncelleme:11 Ocak 2026 09:39
      Mehmet Yılmaz

      Yağmurlu bir Çarşamba sabahıydı. İstanbul’un gri ve telaşlı sabahlarından biri. Beşiktaş durağında bekleyen kalabalık, yaklaşan her sarı damalı otobüse umutla ama yorgun gözlerle bakıyordu.

      Tam o sırada, elinde sırılsıklam bir şemsiye ve koltuğunun altında dosyalarıyla genç bir adam belirdi. Saatine baktı, yüzünü ekşitti. Kapıları kapanmak üzere olan 28T hattına son anda kendini attı.

      Beklenmedik Bir Soru

      Nefes nefese kalmıştı. Akbilini okuturken şoföre dönüp, aslında binmeden önce sorması gereken soruyu sordu: — Kaptan, bu otobüs nereye gidiyor?

      Şoför, ellili yaşlarında, gümüş saçlı ve dingin bir adamdı. Dikiz aynasından tebessümle baktı: — Evlat, tabelada Topkapı yazıyor ama asıl soru senin nereye gitmek istediğin.

      Genç adam şaşırdı. — Mecidiyeköy’de iş görüşmem var, yetişmem lazım, dedi titrek bir sesle.

      Yanlış Durak, Doğru An

      Şoför kapıları açarken yumuşak bir sesle ekledi: — O zaman yanlış yerdesin. Bu otobüs tarihe gidiyor. Ama üzülme, bazen yanlış otobüs seni gitmen gereken yere değil, ihtiyacın olan yere götürür.

      Genç adam bir an inmekle kalmak arasında tereddüt etti. Dosyaları ıslanmış, ayakkabıları çamur olmuştu. O telaşın içinde fark etti: Nefes almayı unutmuştu.

      — İnecek misin? diye sordu şoför. Genç adam gülümsedi: — Hayır kaptan. Belki de bugün Topkapı’ya gitmem gerekiyordur.

      Otobüs ağır ağır ilerlerken genç adam camdan dışarıyı izledi. O gün işi alamadı ama hayatı boyunca unutamayacağı bir şey öğrendi: Acele etmek, bazen sadece yanlış yere daha hızlı varmamızı sağlar.

      Surların Gölgesinde

      Topkapı’ya vardığında yağmur durmuş, gökyüzü gri ama durgundu. Tarihi surların önünde küçük bir çay ocağında, eski bir saati tamir eden yaşlı bir adam gördü. Masada dişliler, yaylar, vidalar… Genç adam durup izledi.

      Yaşlı tamirci başını kaldırmadan konuştu: — Mecidiyeköy buralardan uzaktır evlat, neden buradasın?

      Genç adam şaşırdı. — Nereden bildiniz?

      — Üzerindeki takım elbise, dosyaların ve yüzündeki “yetişmem lazım” ifadesi… Bunlar plazaların kıyafetidir, dedi gülümseyerek.

      Kaybolan Zamanın Peşinde

      Genç adam oturdu. Tamirci saati göstererek devam etti: — Saatler, çarklar birbirini ezmeye başladığında bozulur. İnsanlar da böyledir. Ruhun biraz yavaşlamak için bahane buldu.

      Genç adam derin bir nefes aldı. Dosyalarına baktı, sonra surlara. — Haklısınız, dedi. Bugün ilk defa bir ağacın yapraklarının nasıl titrediğini fark ettim.

      Beklenmedik Teklif

      Yaşlı adam saati kurdu, tık tık sesleri duyuldu. — Sana iş görüşmesinden daha iyi bir teklifim var. Bana yardım et, ben de sana bu şehrin bin yıllık hikâyelerini anlatayım.

      Genç adam kabul etti. O akşam evine dönerken koltuğunun altında dosyalar değil, bir ustanın elinden çıkmış eski bir cep saati ve kalbinde huzur vardı.

      Şaşırtıcı Dönüş

      Ertesi sabah telefonunda cevapsız aramalar vardı. Tam 09:00’da bir e-posta düştü. Firmanın Genel Müdürü yazıyordu:

      “Tarık Bey, dün görüşmeye gelmediğiniz için sinirlenmiştim. Ancak Topkapı’daki eski dostumdan, bütün gün bir gence ‘zamanın değerini’ anlattığını duydum. Aradığım yönetici, sadece rakamları değil, hayatın ritmini de anlayan biridir. Bugün saat 14:00’te kahve içmeye bekliyorum.”

      Tarık şaşkındı. En çok korktuğu hata, en büyük fırsata dönüşmüştü.

      Yeni Bir Başlangıç

      Öğleden sonra şirkete girdiğinde artık dün sabahki telaşlı çocuk değildi. Görüşme bir mülakattan çok, zaman ve insan üzerine bir sohbete dönüştü. İş teklifini aldı, ama bir şartla: Her ay bir gün, o küçük saatçi dükkânına gidip ustaya yardım edecekti.

      Binadan çıkarken yine 28T hattını gördü. Bu kez koşmadı. Otobüsün gürültüyle kalkışını izledi. Cebindeki eski saati açtı. Akrep ve yelkovanın sessiz dansı ona fısıldıyordu: Hayat sadece “varmak” değil, “yolda olmak”tır.

      Okura Sesleniş

      Hepimiz bir gün yanlış otobüse binebiliriz. Belki o yanlışlık, bize hayatın hızını sorgulatır, zamanı yeniden hissettirir. İstanbul’un yağmurlu bir sabahında Tarık’ın yaşadığı gibi, bazen en büyük fırsatlar aceleyle değil, durup dinlediğimizde gelir. Siz de bugün, doğru durakta durmayı deneyin; belki hayatın ritmi size yeni bir yol gösterecektir.

      EDEBİYAT MAGAZİN GAZETESİ

      Yorum Yazın

      Yorumlar

      • ARZU YILMAZ

        Akıcı ve sürükleyici anlatımı takdire şayan. Hikayenin içinde saatçi dükkanında olduğumu hayal ettim bir an.Tebrikler