• “Ali Yurtseven ile Edebiyat Yolculuğu: Şiirin Metaforu, Hikâyenin Kurgusu ve Yazarlık Üzerine”
    • “Ali Yurtseven ile Edebiyat Yolculuğu: Şiirin Metaforu, Hikâyenin Kurgusu ve Yazarlık Üzerine”
      “Ali Yurtseven ile Edebiyat Yolculuğu: Şiirin Metaforu, Hikâyenin Kurgusu ve Yazarlık Üzerine”
      Şiire çocuk yaşta tutunan, kelimenin iç sesini arkeolojik bir keşif gibi iz süren Ali Yurtseven; yazarlık yolculuğunu, çizdiği kültürel haritayı ve genç kalemlere bıraktığı ilhamı Gönül Doğan’ın naif sorularına içtenlikle anlatıyor. Şiirin metaforlarla derinleşen dünyasından hikâyenin kurmaca kapılarına uzanan yaratıcı serüveni bu röportajda samimi bir dille okura açılıyor.
      10.12.2025 - 22:23 | Son Güncelleme:10.12.2025 - 22:23
      Gönül Doğan

      Bazen bir insanın yaşam serüveni, yalnızca kendi hikâyesi olmaktan çıkar; bir arayışın, duyarlığın ve kültür taşıyıcılığının sessiz belleğine dönüşür. Ali Yurtseven ile yaptığımız bu söyleşi de tam olarak böyle bir yolculuğun kapısını araladı. Onun çocukluk yıllarında başlayan edebiyat ilgisi, göç kökeninin taşıdığı kültürel zenginlik, yıllara yayılan bir çalışma hayatının ardından hiç eksilmeyen üretme arzusu… Tüm bunlar, bir yazarın nasıl adım adım kendini inşa ettiğini hatırlatıyor. Bu sohbeti okurken, bir insanın kendi sesini bulmasının aslında ne büyük bir özgürlük olduğunu hissedeceksiniz.

      Sizi tanıyabilir miyiz?
      1967 Ankara doğumluyum. Kökenim Ohrid/Makedonya’dır. Eğitim hayatım Ankara’da, lisans eğitimim ise Anadolu Üniversitesi İktisat Bölümünde tamamlandı. 1992’de başladığım iş hayatından 2022’de emekli oldum. Tarih ve kültür araştırmaları, doğa yürüyüşleri, fotoğrafçılık, şiir ve hikâye yazmak temel ilgi alanlarım. Çeşitli yazarlık akademilerinde yaratıcı yazarlık, derin okuma ve metin tasarımı üzerine eğitimler aldım. “Hüznü Kıran Umutlar” şiir kitabım ve “Sabahın Kokusu” hikâye kitabım yayımlandı. Birçok edebi seçkide şiir ve hikâyelerim yer aldı. Kültürel ve edebi pek çok derneğin üyesiyim.

      Edebiyat ilginiz nasıl başladı?
      Edebiyatla bağım çocukluk yıllarımda kuruldu. Resimli hikâye kitapları okumak, annemden masal dinlemek, sonra o masalları gece kendi hayal dünyamda yeniden kurmak… İlk şiirimi on yaşında, yeni doğmuş bir yavru kedi için yazdım. Okul yıllarımda Ümit Yaşar Oğuzcan, Attila İlhan, daha ilerleyen yıllarda Yunus Emre Divanı, Nazım Hikmet, Necip Fazıl gibi pek çok şair ve yazar içimdeki yazma arzusunu büyüttü. Zamanla duygularımı şiire, küçük gözlemlerimi kısa öykülere dönüştürmeye başladım. Şiir benim için bir nefes, bir denge noktası oldu.

      Kitaplarınızın içeriğinden söz eder misiniz?
      İki kitabım yayımlandı.
      “Hüznü Kıran Umutlar”, serbest ölçüde yazılmış elli şiirden oluşuyor. Sevgi, özlem, hasret, kavuşma, umut gibi duyguların metaforlarla derinleştirildiği bir şiir bütünlüğü taşıyor.
      “Sabahın Kokusu” ise tamamı kurmaca karakter ve zamanlarla oluşturulmuş, fakat gerçek olaylardan ilham alan on hikâyelik bir kitap. Gerek şiirlerimde gerek hikâyelerimde metafor, benzetme ve sembolik dil benim için vazgeçilmezdir; çünkü duygunun derinliği çoğu zaman sözün aralığından sızar.

      Önümüzdeki süreçte planlarınız nelerdir?
      Yeni hikâye kitabım ve bir roman üzerinde çalışıyorum. Kısmet olursa 2026 sonbaharında yayımlamayı hedefliyorum. Bunun yanı sıra derin okuma, kitap analizi, yaşam ve yazar koçluğu atölyeleri açmak istiyorum.

      Genç yazarlara ne önerirsiniz?
      En temel sorunlardan biri empati kurmadan, yeterince okumadan ya da gözlem yapmadan yazmaya başlamaktır. Hangi türde yazıyorsak o alanın ruhunu, bilgisini ve tekniğini bilmeliyiz. Eleştiriye açık olmak, farklı disiplinlerden beslenmek, devamlı not tutmak, iyi dinleyici olmak, araştırmayı sevmek ve düzenli yazma alışkanlığı edinmek çok önemlidir. Yazarlık hem ritüel hem mücadeledir; bazen sınav gibidir, bazen de insanın kendi küllerinden yeniden doğuşu…

      Son sözleriniz?
      Ülkemizde kitap okuma oranı ne yazık ki düşük. Sosyal medyanın etkileri, maddi zorluklar, yayınevlerinin politikaları… Tüm bunlar okuma alışkanlığını zayıflatıyor. Buna rağmen doğru kitabı seçerek, kendimize uygun bir okuma ortamı oluşturarak ve bu alışkanlığı her gün adım adım artırarak okuma kültürümüzü geliştirebiliriz. Bilim insanlarının söylediği gibi, bir davranışın alışkanlığa dönüşmesi için yirmi bir gün yeterli. Okumak da böyledir; iyi bir yazar olmanın yolu da buradan geçer. Gözlem yapmak, bakmak ile görmek arasındaki farkı anlamak ve en önemlisi yazmanın bir yaşam biçimi olduğunu unutmamak gerekir.

      Ali Yurtseven’in anlattıkları, bir yazarın kendini nasıl sabırla inşa ettiğini gösteren güçlü bir örnek. Onun cümlelerinde hem geçmişin izleri hem bugünün arayışları hem de yarına dair umut var. Her satırında, insanın kendine doğru attığı her küçük adımın nasıl bir iç dönüşüme dönüştüğünü hissediyorsunuz. Bu söyleşi, okurlara yalnızca bir yazarın hikâyesini değil; aynı zamanda kendi iç seslerini izlemeleri için bir davet sunuyor.

      Gönülce, Bu sohbet, bana edebiyatın neden bu kadar kıymetli olduğunu yeniden hatırlattı. Bir insanın yaşamıyla kelimeleri arasındaki ince bağın, bazen bir şiirin gölgesinde, bazen bir öykünün kıyısında nasıl büyüdüğünü görmek çok değerliydi. Ali Yurtseven’in hem birikimi hem sesi hem de naif duyarlığı bu röportajı özel kılıyor. Onun anlattıkları, okurlar için taze bir esinti; yazmak isteyenler içinse sağlam bir yol işareti…

      EDEBİYAT MAGAZİN GAZETESİ
      EDEBİYAT MAGAZİN GAZETESİ

      Yorum Yazın

      Yorum yazarak topluluk kurallarımızı kabul etmiş bulunuyor ve tüm sorumluluğu üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Edebiyat Magazin hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

      Yorumlar

      • Aliş Yurtseven

        Teşekkür ederm.
      • Aliş Yurtseven

        Teşekkür ederim.