
Rüzgâr: Sebâtın Azığı
Artık yükselmiyor çığlıkların,
ne ateşin ne de demirin ölümcül korkusuyla,
ne bir şehit için yakılan acı ağıtlar,
ne de o eski nida: "Yetiş ey Mutasım!"
Aç ağzın haykırıyor şimdi, kelimesiz,
uçsuz buçaksız gökyüzünde bir yol açarak;
ordan çekip aldığın —eğer kaldıysa geriye—
duman ve ateş bulutlarıyla lekelenmemiş bir rüzgâr.
Onun esintilerini azık yapıp besliyorsun kendini,
sımsıkı kenetlendiğin o içindeki
derin boşluğu doldurmak için.
Şüphenin ötesinde, hayret verici bir kesinlikle,
sonsuz ve sarsılmaz bir kararlılık içindesin;
takvimi olmayan, o farz kılınmış oruca göğüs gererek.
Yine de rüzgârı bir yol olarak seçtin sen,
eğilmeyen sırtına yüklenen o ağır,
sinsi taşın yükünü hafifletmek için;
ta ki bir dağ gibi dimdik durmaya devam edebilesin,
ve onların her türlü hesabını altüst edesin,
günden güne...
The Wind: Food for Steadfastness
Your cries no longer rise
in mortal fear of fire or iron,
nor bitter laments for a martyr,
nor even echo the call: O Mu’tasim!
Your starving mouth now cries, wordless,
opening a passage through the vast sky,
from which you draw, if any remain, a wind
untainted by clouds of smoke and fire,
sustaining yourself upon its gusts as food,
to replenish the hollow deep within you,
clenched tight in close embrace.
Astoundingly certain beyond all doubt
in your steadfastness–endless–
enduring the fast, ordained without a set calendar.
yet you have chosen the wind as a path,
to lighten the burden of the creeping stone
pressing upon your unbowed spine,
so that you may continue standing, a mountain tall,
confounding their every reckoning
day after day.
Mustafa Abdulmalek Al-Sumaidi| Yemen

Yorum Yazın