• Çocukluk Anıları – Hamit Köyünde
    • Çocukluk Anıları – Hamit Köyünde
      Çocukluk Anıları – Hamit Köyünde
      Köyde Bir Çocukluk, Bir Yuva, Bir Dua Rabia Saylam Taşdemir, Hamit Köyü’nde geçen çocukluk anılarını içten ve muhafazakâr bir kalemle anlatıyor. İki odalı bir evin sıcaklığı, tandırda pişen ekmeğin kokusu, babanın tarladan dönüşünü bekleyen çocukların sevinci… Bu öykü, geçmişin sabrını, bugünün özlemini taşıyor. Aile bağları, emek ve kanaatkârlık üzerine kurulmuş bir yaşamın izlerini sürmek isteyenler için dokunaklı bir anlatı.
      24.12.2025 - 08:23 | Son Güncelleme:24.12.2025 - 08:23
      Rabia Saylam Taşdemir

      Çocukluk Anıları – Hamit Köyünde

      Yazar: Rabia Saylam Taşdemir

      Evimiz ve Ailemiz

      Çocukluğum Hamit köyünde geçti. Bahçe içinde iki odalı küçük bir evimiz vardı. Bahçemizde koyunlar, kuzular ve babamın “eski Türk kuşu” dediği sarı traktörü… Babam tarladan dönerken biz çocuklar onu büyük bir sevgiyle beklerdik. Oyuncak getirmese de güler yüzü bize her şeyden kıymetliydi. O günlerde yaşamak hayata başka bir anlam katıyordu.

      Akşamları annem sacın üzerinde kum eleyip mısır patlatırdı. Çorpla yüzük saklamaca, harita üzerinde il-ilçe bulma oyunları oynardık. Bazen kavga eder, bazen sarılırdık ama asla küsmezdik.

      Okul Günleri

      Sabahları hayvanları sular, ağılı temizler sonra taş duvarlı eski okula giderdik. Köyümüzün öğretmenleri emek vererek bizi yetiştirdiler. Allah hepsinden razı olsun.

      Disiplin ağırdı; geç kalan öğrencileri öğretmen Veysel Bey bahçeye dizer, tahta cetvelle parmak uçlarına vururdu. Kalem tutamayacak kadar sızlardık ama yine de derslerimize saygılı ve başarılıydık.

      Kışın Sıcaklığı ve Oyunları

      Okul dönüşü annemin sac arası tandır çöreği, hoşafı ve tereyağlı yufka ekmeğiyle soframız kurulurdu. Tezekle yanan sobanın yanında ellerimizi ısıtır, sonra tepelere çıkar kızak yapar, kar topu oynardık. Köyün çocuklarıyla birlikte neşeyle eğlenirdik.

      Yazın Hasadı ve Annenin Fedakârlığı

      Yaz gelince annem ve babamla tarlaya giderdik. Patates, soğan, sebze eker; nohut, fasulye biçer, harmanlar kuruturduk. Annem sıcakta yanakları nar gibi kızarır, biz acıktık diye işini bırakır, kese yoğurdundan ayran yapar, yufkayla karnımızı doyururdu. Garibim, kendi yemez bize yedirirdi; kendi giymez bize giydirirdi.

      Çalışmaktan düşünmeye vaktimiz olmazdı. Ne depresyon bilirdik ne dermansız hastalık… Ama mutluyduk.

      Köyde Eğlence ve Televizyon

      Bez parçalarından yaptığımız topla dalya, dombik oynardık. Akşam olunca sosyal medya yoktu, televizyon tek kanaldı: TRT. Türk filmini heyecanla bekler, işlerimizi çabucak bitirip ekran başına koşardık. Babam bizi rahatsız etmez, haberleri pilli radyosundan dinlerdi.

      Kıbrıs çıkarması olduğunda dedem ışık sızmasın diye fener ve löküs yaktırmazdı. Biz çocuklar savaşın anlamını bilmez, yine güler eğlenirdik.

      Hatıraların İzinde

      Bir defasında kuyu başında su çekerken öyle bir deprem oldu ki bahçe kapanıp açıldı, kuyunun suyu yükseldi. Annem hızla koşup “Kenara çekil, kuyuya düşeceksin!” diye bağırmıştı. O günlerde bile mutluyduk.

      Bugün her şeyimiz var ama umut yok, güven yok, sabır yok. Eskiden sabırlıydık, umutluyduk, mutluyduk. Çocukluğumun geçtiği o günleri özlüyorum.

      Zaman iplik değil ki makarayı tersine saralım… Yıllar akıp gidiyor. Büyükler göçtü, küçükler sevmeyi saymayı bilmiyor. Bir gün biz de sessizce çekip gideceğiz bu yalan dünyadan. Bastığımız yerlere adımızı anacak bir iz bırakmak ne güzel.

      EDEBİYAT MAGAZİN GAZETESİ
      EDEBİYAT MAGAZİN GAZETESİ

      Yorum Yazın

      Yorum yazarak topluluk kurallarımızı kabul etmiş bulunuyor ve tüm sorumluluğu üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Edebiyat Magazin hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

      Yorumlar

      • Ömer Şengül

        Güzelbir anı kutlarım rabia hanım