
Bugün, felsefe dünyasına kıymetli katkılar sunan saygın bir akademisyeni ağırlıyoruz. Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Sosyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Abdullah Durakoğlu hem akademik çalışmaları hem de yeni yayımlanan Felsefenin Temel Sorunları adlı eseriyle dikkatleri üzerine çekiyor.

Düşünceyi derinleştiren, felsefeyi herkes için erişilebilir kılan yaklaşımıyla öne çıkan hocamızla hem yeni kitabını hem de felsefenin günümüz dünyasındaki yerini konuşacağız.
Kendisini burada görmekten büyük mutluluk duyuyoruz
Ferah Diba İZGİ. Bu kitabı yazma fikri nasıl ortaya çıktı?
Abdullah DURAKOĞLU Bu kitabı yazma fikri, öğrencilerin felsefeye duyduğu merakla mevcut kaynaklar arasındaki kopukluğu fark etmemle ortaya çıktı. Ya yalnızca uzmanlara hitap eden yoğun akademik metinler vardı ya da felsefeyi neredeyse içeriksizleştirecek kadar yüzeysel anlatımlar. Derslerdeki deneyimlerim sayesinde felsefenin hem kavramsal derinliğini koruyan hem de öğrencinin gündelik deneyimine temas eden bir dile ihtiyaç duyulduğunun farkındaydım.Bu boşluğu doldurmak için felsefeyi öğrencinin dünyasına yaklaştıran; anlaşılır, akıcı ama aynı zamanda düşünmeye zorlayan bir eser hazırlamayı amaçladım. Böylece felsefeyi soyut bir disiplin olmaktan çıkarıp genç bir okuyucunun hayatına nüfuz eden canlı bir düşünme pratiğine dönüştürmek istedim.
Ferah Diba İZGİ :Kapakta Atina Okulu'na yer vermek, kitabın ruhuna dair önemli ipuçları sunuyor. Bu seçimin arkasındaki düşünceyi bizimle paylaşır mısınız?
Abdullah DURAKOĞLU: Atina Okulu’nu kapağa taşımamın nedeni, kitabın sadece felsefenin tarihine değil, düşünmenin kolektif ve evrensel niteliğine de vurgu yapmasıdır. Atina Okulu, farklı kültürden gelen düşünürlerin aynı mekânda bir araya gelip tartıştığı, fikirlerin birbirini beslediği bir entelektüel atmosferi simgeler. Bu görsel, felsefenin tek bir akla, tek bir geleneğe ya da tek bir kültüre ait olmadığını; insanlığın ortak düşünme mirasını temsil ettiğini hatırlatır.
Kitapta da tam olarak bunu hedefledim: okuyucuyu yalnızca bilgilendirmek değil, onu bu büyük düşünce geleneğinin bir parçası olmaya davet etmek. Atina Okulu’nun kapakta yer alması, okura daha ilk bakışta şu mesajı verir: “Bu kitap, bir kişinin düşüncelerinden çok, insanlığın ortak akıl yolculuğuna açılan bir kapıdır” Bu nedenle bu görsel, kitabın ruhuna ve vermek istediği merkeze en uygun sembol oldu.
Ayrıca bu eserin benim için kişisel bir anlamı da var: Son derece yetenekli ve çalışkan bir öğrencim olan Arzu Serçe, Atina Okulu’nun büyük bir puzzle’ını bana hediye etmişti. Bu hediye yalnızca bir görsel değil, öğrencilerle aramızdaki düşünsel bağı ve bu yolculuğun ortaklığını temsil eden özel bir hatıra hâline geldi. Bu nedenle Atina Okulu, kitabın ruhunu yansıtmakla kalmadı, benim için duygusal bir değer de taşıdı.

Ferah Diba İZGİ :Bu kitabın temel amacı ve okura vermek istediği ana mesaj nedir?
Abdullah DURAKOĞLU: Bu kitabın temel amacı, felsefenin yalnızca belirli bir akademik çevreye ait müphem bir disiplin olmadığını, aksine herkes için erişilebilir ve dönüştürücü bir düşünme biçimi olduğunu ortaya koymaktır. Kitabın okura iletmek istediği ana mesaj ise şudur: “Felsefe bir ders değil, yaşamın tamamına yayılan bir pratik, bir duruş ve bir düşünme alışkanlığıdır.”
Kitapta da ifade ettiğim gibi felsefenin başlangıç noktası meraktır; fakat merak ancak sorgulamayla, sorgulama ise eleştirel düşünmeyle derinlik kazanır. Bu nedenle kitap, okuyucuyu sadece kavramları öğrenmeye değil, kendi hayatını, değerlerini ve bakış açılarını aktif biçimde gözden geçirmeye davet eder. Okurun pasif bir bilgi tüketicisinden ziyade sorularının peşine düşen, düşünmeyi içselleştiren ve kendi düşünsel yolculuğunu kuran bir birey hâline gelmesini hedefler.
Ferah Diba İZGİ:. Hangi bölümü yazarken en çok zorlandınız veya üzerine en çok düşündünüz?
Abdullah DURAKOĞLU: En çok zorlandığım bölüm ‘Din Felsefesi’ oldu. Çünkü din; Hegel’in de ifade ettiği gibi insanlık tarihi kadar eski, çok katmanlı hem bireysel hem toplumsal etkileri güçlü bir alan. Öte yandan dinlerin sınıflandırılması, Tanrı’nın varlığına ilişkin argümanlar, iman–akıl ilişkisi ve farklı kültürlerdeki dini yaklaşımlar gibi konuların her biri ayrı bir derinlik gerektirir.
Bu bölümü yazarken en büyük güçlük hem inanç hassasiyetlerini incitmeden hem de felsefi sorgulamayı koruyarak dengeli bir anlatı kurmaktı. Din felsefesinin doğası gereği söz konusu olan duygusal, kültürel ve metafizik boyutları sade ve anlaşılır bir dille ifade etmek, üzerine en çok düşündüğüm süreçlerden biriydi. Özellikle iman–akıl tartışmasını hem klasik filozoflar hem modern düşünürler çerçevesinde objektif bir biçimde sunmak için oldukça dikkatli çalıştım.
Bu nedenle Din Felsefesi bölümü hem içerik yoğunluğu hem de hassasiyet gerektirmesi bakımından kitabın en çok emek verdiğim kısmı oldu. Bu zorluğun en somut örneklerinden biri Hristiyanlıktaki peygamberlik meselesidir. Bu bölümde Hristiyanlıkta peygamberlik müessesine ihtiyaç duyulmamıştır” biçiminde bir ifadede bulundum. Aslında burada Hristiyanlıkta kurumsal bir peygamberlik makamına ihtiyaç duyulmadığını belirtmek istedim. Her ne kadar Hristiyanlıkta İsa, Tanrı’nın ete ve kemiğe bürünmüş bir görünümü olarak kabul edilse de ana akım Hristiyanlık dininin, İsa’yı peygamber olarak kabul etiğini biliyorum. Ancak bu peygamberliği bağımsız bir makamdan ziyade Tanrı’nın sözünü ilan eden bir işlev olarak yorumladığının da bilincindeyim. Bu ifadede geçen müessese kavramını bilinçli olarak kullansam da kitapta kullandığım bu ifadenin yanlış anlaşılıp anlaşılmadığı konusunda tereddütlerim var.
Ferah Diba İZGİ :Bu kitabı okuyan bir okuyucunun felsefe anlayışında nasıl bir değişim olmasını hedeflediniz?
Abdullah DURAKOĞLU: Bu kitabı yazarken, okuyucunun felsefeyle kurduğu ilişkiyi yalnızca bilgi düzeyinde değil, zihinsel alışkanlıklar ve varoluşsal duyarlılıklar seviyesinde dönüştürmeyi amaçladım. Kitabın arka kapağında Jaspers’ın ifadesine de yer verdiğim gibi, öncelikli hedefim felsefenin gündelik yaşama temas etmeyen, soyut ve erişilmez bir uğraş olduğu yönündeki yaygın algıyı kırmaktı. Çünkü felsefenin gerçek gücü, insanın en sıradan anlarında bile sorular üretme, anlam arama ve kendini dünyada konumlandırma çabasının derinliğinde ortaya çıkar.
İkinci olarak, okuyucunun ezbere dayalı düşünme biçiminden uzaklaşıp, kendi aklının imkanlarıyla sorgulayan, gerekçelendiren ve eleştirel tutarlılığın peşinde koşan bir zihinsel disiplin geliştirmesini hedefledim. Bu kitabın, “bilgiyi tekrar eden” bir okurdan çok, “düşünceyi inşa eden” bir özne ortaya çıkarmasını istedim.
Üçüncü olarak ise, okuyucunun kendi yaşamını, ilişkilerini, değerlerini ve kararlarını felsefî bir mercekten yeniden değerlendirebilecek bir içsel derinliğe ulaşmasını arzuladım. Felsefenin dışarıdan bakılan bir alan değil, insanın kendi hayatına dönük en dürüst yüzleşme biçimi olduğunu hissettirmek istedim.
Tüm bu dönüşümlerin birleşiminde kitap, okuyucuyu pasif bir bilgi tüketicisinden çıkarıp sorularının sorumluluğunu taşıyan, düşünsel risk alabilen, kendi akli yolculuğunu kurmaya cesaret eden aktif ve özerk bir düşünür konumuna yükseltmeyi amaçlamaktadır.
Ferah Diba İZGİ Felsefeye yeni başlayanlar için bu kitabın neden iyi bir başlangıç olduğunu düşünüyorsunuz?
Abdullah DURAKOĞLU Bu kitabın felsefeye yeni başlayanlar için iyi bir başlangıç olmasının temel nedeni, sade bir dili tercih ederken aynı zamanda düşünsel derinliği korumasıdır. Konular, okurun zihinsel yükünü artırmadan bir yapı içinde ilerleyecek şekilde sistematik olarak düzenlenmiştir. Kitap, hem sınav hazırlığı yapanlar için gerekli temel bilgilere yer verir hem de okuyucuyu düşünmeye davet eden örnekler, tartışma soruları ve günlük hayattan alınmış felsefi durumlarla zenginleştirilmiştir.
Ayrıca felsefi kavramlar yalnızca tanımlanıp bırakılmaz; insan deneyimi, etik ikilemler, bilgi arayışı ve varoluşsal sorgulamalarla ilişkilendirilerek somutlaştırılır. Bu sayede okuyucu, felsefenin hayatın dışında konumlanan soyut bir alan değil, tam tersine yaşadığımız dünyayı anlamlandırma çabasının kalbi olduğunu görür. Tüm bu yönleriyle kitap, hem temel düzeyde sağlam bir giriş hem de felsefede ilerlemek isteyenler için güvenilir bir başlangıç noktası sunar.
Röportajımızı tamamlarken, bilimsel bir perspektiften felsefeye önemli katkılar sunan Prof. Dr. Abdullah Durakoğlu’na değerli değerlendirmeleri ve paylaştığı kapsamlı bilgiler için teşekkür ederiz. Felsefenin Temel Sorunları adlı çalışmasının, alana yeni adım atan araştırmacılar ve öğrenciler için temel bir kaynak; akademik çevreler için ise referans niteliğinde bir eser olacağı açıktır.
Bu söyleşinin, felsefi düşüncenin yöntemsel boyutuna ilişkin yeni tartışmalara zemin hazırlaması ve alan yazına katkı sunması dileğiyle…
Bir sonraki bilimsel buluşmada görüşmek üzere

Yorum Yazın