
Yumurtadan çıkan bir kuşum,
hışırtı çıkaran bir yaprağım.
Ben Ana Arnavutluk'um,
dudaklarda doğan bir kelime.
Çocuklarım, meleklerim,
toprağa karışmış,
sessizce bekliyorlar
toprağın altındaki tohumlar gibi.
Sizi beklediğim kadar uzun süre bekledim,
bekleyin… sonra, sonra, anlayacaksınız:
sözüm sönmedi,
damarlarda attı.
Gelin, beni göğsünüze alın;
ya da isterseniz atın.
Yüzlerce parmak, binlerce el
açık, sevgi dolu.
Ben hayat isteyen bir kuş gibiyim,
elim - girmek için bir eşik.
Bir kafeste, bir yuvada, yalnız kalıyorum,
anahtarı ve kilidi yuvada tutuyorum.
Güneşi ve hayatı istiyorum.
Ruhumda bir kafes var.
Kapıları açın, istediğimi,
sadece bir flört olmayın.
Kapıları sonuna kadar açın —
ah, ne tür bir kafesim olabilir ki?
Tüm kinleri atın,
güneş, sadece güneş, olmak istiyorum!
Kış akarsa,
gülüyorum, Mayıs gibi çiçek açıyorum.
Kalbimde bir gökkuşağı olarak kalıyorsun;
Gökkuşaklarını nasıl tutacağımı biliyorum.
Gri bir bulut gibi kararma,
gül, gül, böylece gül…
Flörtöz bir esinti salıverin —
içeride, kendinize sahip olacaksınız.
Işığın Mirası
(Ana Arnavutluk – mistik versiyon)
Kalbimle bağlıyım,
Ana Arnavutluk.
Bir insan-melek sessizce iniyor,
ama ruhu çağırıyor
karanlıkta:
adaletsizlik ağır basıyor
kan ülkesinde.
Kutsal toprağın altında
düşmüşler yatıyor,
ama ruhları uyanıyor,
adaleti arıyor,
saflığı arıyor,
ışık sönmesin diye.
Anne damarlarıyla,
kemikleriyle,
rüzgarla ve taşla dinliyor.
Konuşmaz,
ama kalbi her Arnavut harfinde atıyor.
Dil dua ediyor.
Ruh bir çözüm arıyor.
İnsan-melek,
yer ve gök arasında bir koruyucu olarak kalıyor.
Çünkü Arnavutluk
sadece toprak değil:
konuşan bir yara,
sona ermeyen bir dua,
uyanmayı bekleyen bir ışık mirasıdır
uyanmayı bekleyen
I am like a bird that wants life,
my hand — a threshold to enter.
In a cage, in a nest, I stay alone,
I keep the key and lock in the nest.
I want the sun and I want life.
A cage is in my soul.
Open the doors, what I want,
do not be just a flirt.
Open, far and wide, the gates —
ah, what cage could I have?
Throw away all grudges,
sun, only sun, I want to be!
If winter flows,
I laugh, I bloom like May.
You stay a rainbow in my heart;
I know how to hold the rainbows.
Do not cloud like a gray cloud,
laugh, laugh, so that you laugh…
Release a flirtatious breeze —
inside, you will have yourself.
The Bequest of Light
(Mother Albania – mystical version)
With my heart, I am connected,
Mother Albania.
A human-angel descends silently,
but his spirit calls
in the darkness:
injustice weighs heavily
on the land of blood.
Beneath the sacred soil
lie the fallen,
but their spirit awakens,
seeking justice,
seeking purity,
so that the light does not go out.
Mother listens with veins,
with bones,
with wind and stone.
She does not speak,
but her heart beats
in every Albanian letter.
Language prays.
The spirit seeks a solution.
The human-angel remains a guardian
between earth and sky.
Because Albania
is not only land:
it is a wound that speaks,
it is a prayer that does not cease,
it is a bequest of light
waiting to awaken.

Yorum Yazın