Yorumlar
Selda
Çok üzücü bir hikaye belkide Elif çaresiz nice kadınları anlatıyor . Emeğinize sağlık

Elif, kaderin daha doğarken alnına yazdığı bir çileyle büyümüştü sanki.
Henüz küçük bir kızken annesini toprağa verdi; aradan altı ay bile geçmeden babasını da kaybetti. Böylece Elif, hem öksüz hem yetim kaldı. Sahipsizliğin ne demek olduğunu, yaşı daha oyun çağındayken öğrendi.
Amcası onu yanına aldı. Elif’in kendine ait bir evi hiç olmadı; bir kapının eşiğinde büyüdü. Amcası iyi niyetliydi belki ama yengesi için Elif, yaşına bakılmaksızın yüklenilecek bir yüktü. Beş-altı yaşındaki bir çocuğun gücünün yetmeyeceği işler yaptırıldı ona. Elif sustu. Sustukça küçüldü, küçüldükçe eridi.
Bir gün hastalandı. Günlerce ateşler içinde yandı. Amcası onu doktora götürdüğünde gerçek ortaya çıktı: Elif aç kalmış, zayıf düşmüş, bedeni kadar ruhu da tükenmişti. O günden sonra amca biraz daha dikkat etmeye çalıştı ama yengenin eziyeti bitmedi. Elif, sessiz bir sabırla büyüdü.
Okul yolunda olması gereken yaşta, kader onu başka bir yola sürükledi. Lise çağlarında, köyden bir delikanlıyla evlendirildi. Elif ilk kez kendini güvende hissetti. Eşiyle birbirlerini sevdiler. Hayat, sanki nihayet Elif’e de bir beşik sallıyordu.
Ama mutluluk uzun sürmedi. Henüz beş aylık hamileyken, eşini bir trafik kazasında kaybetti. Elif, daha evladını kucağına almadan dul kaldı. Doğumunu yine amca evinde yaptı. Bebeğiyle birlikte üç yıl daha orada yaşadı. Fakat yengenin kalbi değişmedi.
Amcası onu yeniden evlendirdi. Bu kez, Elif’in çocuğunu da kabul eden bir adamla… Adam Elif’i sevdi; ama bu sevgi, zamanla karanlık bir kıskançlığa dönüştü. Kendi evladını bile paylaşamayacak kadar gözü dönmüştü. Elif’in ilk oğlunu, Ankara’da çocuğu olmayan bir aileye gizlice verdi.
“Hazırla çocuğu, gezmeye götüreceğim,” dediğinde Elif’in içine bir sızı düştü. Giydirirken elleri titredi, kalbi sıkıştı. Ama söz dinlemek zorundaydı. O gün Elif’in yüreği, bir daha hiç onarılmayacak şekilde kırıldı.
Yıllar geçti. Elif, hasretle yaşadı. İkinci eşinden bir oğlu oldu; acısını onunla dindirmeye çalıştı. Fakat kader bir kez daha kapısını çaldı. Bu eşini de ani bir kalp kriziyle kaybetti. Yoksulluk, yalnızlık ve çaresizlik… Elif yine ortada kaldı.
Amcası da vefat edince sığınacak kimsesi kalmadı. İlk oğlunun nerede olduğunu bilen tek kişi de artık yoktu. Elif, boynu bükük bir kaderle üçüncü kez evlendi. Bu evlilikten de bir oğlu oldu. Hayat yoklukla geçti ama çocuklar büyüdü, iş güç sahibi oldular.
Bir gün Elif, üçüncü eşinden olan oğluna, yıllardır içinde sakladığı sırrı anlattı. Oğlu araştırdı. Yıllar sonra, Ankara’da bir hastanede doktor olarak çalışan ağabeyini buldu.
Hastanenin kapısında Elif, oğlunu görür görmez bayıldı. Doktor olan oğlu, annesini muayene etti; her şeyden habersizdi. Elif kendine geldiğinde gerçeği anlattı. Oğlu, annesinin ellerine sarıldı:
“Sen suçlu değilsin anne. Sen kaderin kurbanısın.”
İki yıl boyunca anne-oğul hasret giderdiler. Ama bu mutluluk da yarım kaldı. Doktor oğlu, Elif’in üçüncü eşiyle birlikte geçirdiği bir trafik kazasında hayatını kaybetti.
Elif artık yaşlanmıştı. Gücü kalmamıştı. Üçüncü eşinden olan oğlu onu yanına aldı. Torunlarının sesiyle birkaç yıl daha huzur buldu. Sonra sessizce hayata veda etti.
Perişan geldi, perişan gitti.
Mezar taşına yalnızca şunlar yazıldı:
“Elif Nine
Ruhu şad, mekânı cennet olsun.”
Rabia Saylam Taşdemir

Yorum Yazın