
Orhan Kemal’in edebiyatı, yüksek ideallerin değil, yaşanmış hayatların içinden konuşur. Onu farklı ve kalıcı kılan şey, sınıfsal gerçekliği anlatırken insan sıcaklığını hiç kaybetmemesidir. Bu yönüyle Orhan Kemal, ideolojiyi edebiyatın önüne koymayan; edebiyatın içinden toplumsal bilinç üreten bir yazardır.

Orhan Kemal’in metinlerinde sınıf bilinci vardır; ama bu bilinç sloganla kurulmaz. Fabrikada çalışan işçi, tarlada ter döken ırgat, geçim derdiyle boğuşan küçük memur, yazarın dünyasında bir “tip” değil, bir insan olarak yer alır. Okur, bu karakterleri yalnızca ekonomik konumlarıyla değil; sevinçleri, korkuları, zaafları ve umutlarıyla tanır.
Bu denge çok kıymetlidir. Çünkü Orhan Kemal, sınıf mücadelesini soğuk bir teorik alan olarak değil, gündelik hayatın içinde yaşanan bir gerçeklik olarak anlatır. Böylece sınıf bilinci, okurun zihninde bir bilgiye değil, bir duyguya dönüşür.
Orhan Kemal romanlarında alışıldık anlamda kahramanlar yoktur. Büyük laflar eden, dünyayı değiştiren figürler yerine; hayatta kalmaya çalışan sıradan insanlar vardır. Bu bilinçli bir tercihtir. Çünkü yazar, değişimin tek bir kahramanın omuzlarında değil, hayatın kendisinde filizlendiğine inanır.
Bu yaklaşım, okuru edilgen bir hayranlıktan kurtarır. Okur, metnin karşısında hayranlıkla değil, yakınlıkla durur. “Bu ben olabilirdim” duygusu, Orhan Kemal anlatısının en güçlü damarlarından biridir.

Orhan Kemal’in en büyük başarısı, toplumsal adalet fikrini öğretmeye çalışmamasıdır. O, okura ne düşüneceğini söylemez; ne yaşandığını gösterir. Haksızlık, eşitsizlik, sömürü; karakterlerin hayatında doğal bir akış içinde yer alır. Yazarın sesi yükselmez, parmağı havaya kalkmaz.
Bu nedenle Orhan Kemal okuru ikna etmeye değil, tanık etmeye çağırır. Okur, adaletsizliği bir tez olarak değil, bir insan hikâyesi olarak görür. İşte bu yüzden metinler eskimez; çünkü ders vermez, hayatı anlatır.
Orhan Kemal edebiyatında iyimserlik, naif bir umut değildir. Aksine, bilinçli ve dirençli bir politik duruştur. Bütün yoksunluklara, haksızlıklara ve çaresizliklere rağmen karakterlerin hayata tutunma çabası, yazarın dünyaya bakışını ele verir.
Bu iyimserlik, “her şey güzel olacak” kolaycılığı değildir. Daha çok şunu söyler:
İnsan, her şeye rağmen insanca kalabilir.
Bu tutum, Orhan Kemal’i karamsar toplumcu gerçekçilikten ayırır ve onu bugün hâlâ okunur kılar.
Çünkü Orhan Kemal, okura yukarıdan bakmaz.
Onu eğitmeye çalışmaz, yargılamaz, küçümsemez.
Yanına oturur. Aynı sofraya kaşık uzatır. Aynı yolu yürür.
Okur, onun metinlerinde kendini yalnız hissetmez. Ve belki de bu yüzden Orhan Kemal, yalnızca bir yazar değil; bir yol arkadaşı olarak hatırlanır.

Yorum Yazın