
Edebiyat, bazen kaçış bazen de hayata tutunmanın en güçlü biçimidir. Bursa’nın yetiştirdiği kıymetli kalemlerden biri olan Elif Turan, bedensel engellerin ruhun kanatlanmasına mani olamayacağını tüm dünyaya kanıtlayan bir isim. İlk kıvılcımı bir öğretmeninin teşvikiyle parlayan, gece yarısının sessizliğinde kelimelere can veren Turan; "Ayaktayım", "Umudum Var" ve "Asya’nın Dünyası" gibi eserleriyle okurlarının kalbine dokunuyor. Hayallerini gerçekleştiremediği noktada kelimeleri kendine kanat yapan yazarımızla, yazarlık serüveninden yeni projelerine uzanan samimi bir söyleşi gerçekleştirdik.

– Elif Hanım, okurlarımıza kendinizi nasıl tanıtırsınız? Yazma kararını nasıl ve ne zaman aldınız?
Kendimi tanıtmam gerekirse, ben Elif Turan. Bursa doğumluyum, 36 yaşındayım ve bedensel engelliyim. Hayatın zorluklarıyla mücadele ederek, bu deneyimlerimi kitaplarım aracılığıyla sizlere aktarmaya çalışıyorum. Yazmak, benim için bir tutku ve aynı zamanda bir ifade biçimi. Her satırda, yaşadığım zorlukları ve kazandığım güçleri paylaşıyorum. Aslında belirli bir rutinim yok; yazmak benim için içsel bir yolculuktu. Hayallerimi gerçekleştiremediğimde, kelimeler benim kanatlarım oldu. Genellikle gece yarısının sessizliğinde yazdım bu ikinci kitabımı; çünkü o anlar, kalbimle zihnimin en derin sohbetlerine şahitlik ediyordu.
– Eserlerinizde çok güçlü temalar var. "Ayaktayım"dan "Asya’nın Dünyası"na kadar bize kitaplarınızın ruhundan bahseder misiniz?
"Ayaktayım", kendi hayat hikayemi kaleme aldığım, yaşamın zorluklarına karşı dimdik duran bir ruhun ve umudun destanıdır. "Umudum Var" ise hayallerin peşinden gitme cesaretini yansıtan ve öğretmenlik gibi kutsal bir hayali işleyen bir eser. "Ben Üç Kişilik Rol İstemedim" kitabımda başkasının hayat hikayesine duyulan derin bir saygıyı ve empatiyi yansıttım. "Asya'nın Dünyası"nda engellere rağmen mutlu ve sevgi dolu bir yaşam sürme mücadelesini anlatırken, "Çöp Kutusu Ege" ile toplumsal eleştiri ve duyarlılık notlarıyla okuyucuyu düşünmeye davet ettim. Özellikle "Umudum Var", tamamen doğaçlama gelişen ve derin bir samimiyet taşıyan bir hikaye. Bedensel engeli nedeniyle ortaokul 8. sınıftan sonra okuyamayan bir bireyin, hayallerinde yaşattığı öğretmenlik mesleği bu kitapta hayat buldu.
– Yazma sürecinizde sizi en çok ne besler? Karakterleriniz nasıl hayat buluyor?
Yazma sürecim genellikle zihnime düşen tek bir cümle veya bir imgeyle başlar. Benim rutinim sessizliktir; gece yarısının o kendine has dinginliğinde sadece kâğıt ve kalemle baş başa kalmayı severim. Yazmak benim için bir özgürlüktü. Karakterlerim ise aslında umudun ve direncin farklı yüzleri. Onlar benim hayallerimi yaşıyor, hiç tanımadığım kapıları benim için aralıyorlar. Bazen beni bile şaşırtan bir cesaretle hareket edebiliyorlar. Yazarken kendi deneyimlerimi ve duygularımı aktarırken her zaman içten ve savruk olmam gerektiğini öğrendim. Kusurları saklamadan, o kırılgan anları da yazıya katmak, okurun da kendi hikâyesini bulmasına olanak tanıyor.
– Peki ya o ilk kıvılcım? Sizi bu yola çeken kimdi?
Benim ilk öğretmenlik isteğim, Çiğdem Küreksiz öğretmenim sayesinde doğdu. O kadar iyi bir öğretmendi ki, her gün sınıfa girerken içimde bir kıvılcım oluyordu. Bedensel engelli olmama rağmen beni asla diğer öğrencilerden ayırmadığı için en büyük hayalim onun gibi bir ilkokul öğretmeni olmaktı. Bu kitaptaki ilham kaynağım tamamen kendisidir; bu sebeple ona teşekkürü bir borç bilirim. Ayrıca yazma serüvenim, okulun iş eğitimi öğretmeninin bir gün yanıma gelip “Çanakkale ile ilgili bir şiir yazar mısın?” demesiyle başladı. O anki ilhamla yazdığım şiir büyük beğeni topladı. Zamanla fiziksel durumumdaki değişimler, yazma tutkumun şekillenmesine neden oldu. İş eğitimi öğretmenimin beni hem şiir yazmaya hem de hayat hikâyemi kaleme almam konusunda cesaretlendirmesi benim için büyük bir motivasyon kaynağıydı.

– Eserlerinizde sürekli "umut" temasını görüyoruz. Okurlarınızdan nasıl geri dönüşler alıyorsunuz?
Kesinlikle "umut" ve "direnç" benim kalemimin vazgeçilmez temaları. Bir okurumun "Umudum Var" kitabımın kendi hayatındaki zorluklarla yüzleşmesine ve umudunu yeniden bulmasına yardımcı olduğunu öğrendiğimde, yazarlık yolculuğumun gerçek amacını hissettim. İnsanlar bazen bu işin sadece ilhamdan ibaret olduğunu sanıyor ama başarı; büyük bir emek, disiplin ve asla vazgeçmeyen bir direniş ister. Şu an 6. kitabım yolda. Bu yeni projemde karakterlerin içsel dünyalarına daha fazla ineceğim, duygusal derinliği ön planda tutacağım.
– Son olarak, tüm dünyanın sizi dinlediği 5 dakikanız olsa ne söylerdiniz?
"Hayallerinizden asla vazgeçmeyin" derdim. Bedenimdeki engel, ruhumdaki ateşi söndüremedi. Siz de kendi hayatınızdaki umudu bulun ve onunla yürüyün. Unutmayın, her karanlık gecenin sonunda mutlaka bir şafak doğar. Genç yazarlara tavsiyem de kendilerini kasmadan, içlerinden geldiği gibi yazmalarıdır. Samimiyet, kelimelere yansıdığında okuyucuyla en güçlü bağı kurar. Ne olursa olsun insan olduğumuzu bilmemiz ve potansiyelimize inanmamız gerekiyor. Asla umudunuzdan vazgeçmeyin.
Elif Turan ile gerçekleştirdiğimiz bu derin söyleşide bir kez daha anladım ki; yazmak sadece kağıdı doldurmak değil, bir başkasının karanlığına ışık tutabilmektir. Özellikle "Umudum Var" eserindeki o safiyane öğretmenlik hayali ve Çiğdem öğretmenine vefa dolu selamı, edebiyatın aslında ne kadar insani bir köprü olduğunu kanıtlıyor. Elif Hanım’ın hayatın içindeki samimiyetsizliklere inat, tüm kırılganlığı ve cesaretiyle okurunun karşısına çıkması takdire şayan. Yazın dünyamıza kattığı bu direnç ruhu için kendisine teşekkür ediyor; yeni çıkacak 6. kitabının da nice kalbe şifa olmasını diliyorum.

Yorum Yazın