
Yarın, göreceksin
yüzünü aynalarda yansıyan,
kırılmanın eşiğinde duran,
toplamaya çalışırken
yansımandan geriye kalanları.
Biri sana söyleyecek
son çözülüşünü:
Bir şeylerin sonuna vardın.
Ancak o zaman fark edeceksin
gururunun gözlerinin önünde çöktüğünü
derin bir gaflet içinde yaşarken.
Yeşil düşünceni yitireceksin,
çehren kurak bir ülke gibi görünecek,
kırışıklıkların her zamankinden derin olacak—
bilince hazırlanacak kırışıklıklar,
tozu son barınağa dönüştürmek için,
o Düşüşe, ardından gelen
uzun… uzun bir boşluğa.
Kaderin sana yazdığı
hayatı yalnızca bir kez yaşar,
yalnızca bir kez;
kendinin ikinci bir sürümü olmayacak,
başka bir bedende uyanmayacaksın,
senin yerine yeryüzünde yürüyen,
hikâyeyi sürdüren,
sanki bir zamanlar varmışsın gibi.
Olacaksın yalnızca gelip geçen bir gölge,
akşamı olmayan bir günbatımı,
sınırsız ve sonsuz bir uyku.
Adın düşecek insan dudaklarından,
bulutların dudaklarından kayan bir yıldız gibi.
Engelsizce geçip gideceksin,
ama geri dönüşün parıltısı olmayacak.
Ve yankın, hâlâ titreşiyorsa eğer,
artık nefes almayan kırılgan bir ihtimaldir,
zamanın akışıyla herkesin inkâr edebileceği
tek bir kelime.
İşte hakikat,
korkunç hakikat:
Öte yakada seni bekleyen kimse yok,
orada hiçbir şey yok
yalnızca yaratıldığın
o ilk başlangıçtan başka.
As If You Had Never Been
Tomorrow, you shall behold
your face reflected in the mirrors,
poised on the brink of fracture,
as you attempt to gather
what remains of your reflection.
Someone shall tell you
of your final undoing:
You've reached something like the end.
Only then shall you realize
how your pride collapsed before your eyes
while you lived in deep heedlessness.
You shall lose your verdant thought,
your features shall look like a land in drought,
your wrinkles deeper than ever before—
wrinkles you may prepare for consciousness
to render dust into the final dwelling-place,
to that Fall followed by
a long... long void.
That fate predestined for you
experiences life only once,
only once;
you shall not become a second version
of yourself,
nor awaken in another body,
walking the earth in your stead,
continuing the story
as though you once were.
You shall be nothing but a passing shadow,
a sunset without evening,
a sleep without limit or end.
Your name shall fall from human mouths,
as a burning star from the lips of clouds
You shall pass swiftly with no hindrance,
yet there shall be no glimmer of return.
And your echo, if it still resonates,
is a fragile possibility that breathes no more,
a single word anyone may deny
with the passage of time
This is the truth,
the terrifying truth:
None awaits you on the other shore,
nothing is there
save that which you were created from
in the very beginnings.
Mustafa Abdulmalek Al-Sumaidi| Yemen

Yorum Yazın