
Bazı hayatlar vardır; kelimeden önce emekle, yalnızlıktan önce insanla yoğrulur. Ersoy Tümay’ın şiiri de tam olarak böyle bir yerden doğuyor. 1971 yılında Mersin’de dünyaya gelen, kökleri Adıyaman’a uzanan Tümay’ın yaşamı erken yaşta ayrılıklarla, zorunlu yolculuklarla ve uzun bir emek serüveniyle şekillenmiş. Çocuk yaşta İstanbul Büyükada’ya uzanan yolu, onu 35 yıl boyunca faytonların sesiyle, adanın yalnızlığıyla ve insan hikâyeleriyle buluşturmuş. Bugün İstanbul Büyükşehir Belediyesi bünyesinde çalışmayı sürdüren Ersoy Tümay, şiirle kurduğu bağı yalnızca bir edebi uğraş olarak değil, insanlığa bırakılacak bir iz olarak görüyor. “Vuslatın Gözyaşları” ve “İnsanlık Kalsın” adlı kitaplarıyla okurla buluşan şair, aynı zamanda tiyatroyla ve bestelenen şiirleriyle sanatın farklı alanlarında da üretmeye devam ediyor.

Sizi tanıyabilir miyiz? Adınız soyadınız, okuyucunun bilmesini istediğiniz tanıtım.
Ersoy Tümay, 1971 yılında Mersin’de dünyaya geldim. Aslen Adıyamanlıyım. Çocukluğumun bir kısmı Mersin’de geçti; babamın iş değişikliği nedeniyle Adıyaman’a taşındık. İlköğretimden sonra ailevi sorunlar nedeniyle istemsizce ailemden ayrılmak zorunda kaldım ve henüz çocuk sayılabilecek bir yaşta İstanbul Büyükada’ya geldim. Yaklaşık 35 yıl boyunca Büyükada’da faytonculuk yaptım. Faytonların kaldırılmasının ardından Kartal’a taşındım ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde çalışmaya başladım. Hâlen burada hayatıma devam ediyorum.
Edebiyata ilginiz nasıl başladı?
İlkokul yıllarımda sınıf arkadaşıma âşık olmuştum. İlk şiirimi, bana ilk aşkı tattıran o güzel hanıma yazarak kaleme aldım. Aslında edebiyat yolculuğum, bir çocuğun kalbinde başlayan saf bir duygunun kelimeye dönüşmesiydi.

Kaç kitabınız basıldı?
Şu ana kadar iki kitabım yayımlandı. 2023 yılında “Vuslatın Gözyaşları”, 2025 yılında ise “İnsanlık Kalsın” adlı şiir kitaplarım okurla buluştu.
Kitaplarınızın içeriğinden söz eder misiniz?
Ben ne yazarsam yazayım, kalemim yalnızca insanlığı ve sevgiyi yazıyor. “İnsanlık Kalsın” kitabımda da temel mesele budur. Yarınki nesillere, bizden geriye kalmasını istediğim tek şey insanlıktır. Şiirlerim acıyı, özlemi, sevgiyi ve vicdanı aynı potada buluşturur.

Önümüzdeki süreçte planlarınız nelerdir?
Tarihe adımı yazdırmaktan ziyade, yarınki nesillere insanlığı bırakabilmek istiyorum. Şiirlerimin bestelenmesi ve esere dönüşmesi de benim için çok kıymetli. Şu ana kadar yaklaşık 15 şiirim bestelenerek eser oldu. Bunların 4–5 tanesi klip olarak yayında, 6 şiirim de şu an bestelenme aşamasında. Tahminen iki ay içinde onların da yayımlanmasını bekliyorum. Ayrıca bir tiyatro topluluğunda oyunculuk yaparak sahneyle olan bağımı sürdürüyorum.
Genç yazarlara ya da yazmak isteyenlere neler önerirsiniz?
Öncelikle zamanın ne kadar değerli olduğunun farkına varmalarını isterim. Zamanlarını hak edene, hak ettiği kadar ayırmaları çok önemli. Başarının tek anahtarının da insanın kendinde kalabilmesi olduğunu düşünüyorum.
Okuyucuya son sözleriniz neler olur?
Kendi sözümle ifade etmek isterim:
“Mesele güzel yazmak değil, güzel icra etmekte;
görsel güzel olmakta yahut güzel mevkide bulunmakta da değil.
Mesele güzel olmak; nokta.”
Sevgiyle…
Röportaj boyunca Ersoy Tümay’ın sözlerinde ortak bir damar öne çıkıyor: gösterişten uzak, iddiası sessiz ama hedefi büyük bir insanlık vurgusu. Onun şiiri, yaşanmışlığın ve emeğin içinden süzülerek geliyor. Bugünün hızlı ve gürültülü dünyasında, okuru durup düşünmeye çağıran bu ses, kitap sayfalarında kendine sakin ama kalıcı bir yer açıyor. Sözü insanlığa emanet eden bu yolculuğa eşlik etmek isteyen okurları, Ersoy Tümay’ın kitaplarıyla buluşmaya davet ediyor; bu samimi sohbet için kendisine teşekkür ederek röportajı noktalıyoruz.

Yorum Yazın