• Meftun Çığlıklar: Göçün Sessiz Yaralarına Açılan Bir Hafıza Kitabı
    • Meftun Çığlıklar: Göçün Sessiz Yaralarına Açılan Bir Hafıza Kitabı
      Meftun Çığlıklar: Göçün Sessiz Yaralarına Açılan Bir Hafıza Kitabı
      Meftun Çığlıklar, muhacirliğin sessiz acılarını bireysel hikâyelerden yola çıkarak kolektif hafızaya taşıyan güçlü bir anlatı. Oya Çetin, Erhan Özdemir’in sorularını yanıtlarken edebiyatla kurduğu derin bağı, köklerini ve göçün insan ruhunda açtığı yaraları samimi bir dille anlatıyor.
      19.12.2025 - 15:14 | Son Güncelleme:19.12.2025 - 15:14
      Erhan Özdemir

      Oya Çetin ile “Meftun Çığlıklar” Üzerine

      Röportaj: Erhan Özdemir

      Edebiyat, bazen bir bireyin hikâyesinden yola çıkarak bir toplumun hafızasına dokunur. Oya Çetin’in Meftun Çığlıklar adlı kitabı da tam olarak bunu yapıyor: Muhacirliğin, zorunlu göçün ve yerinden edilmenin insan ruhunda açtığı derin yaraları edebiyatın diliyle görünür kılıyor.

      İzmirli bir ailenin kızı olan Çetin; Türk Dili ve Edebiyatı, sosyoloji, eğitim yönetimi ve sanat tarihi gibi farklı disiplinleri iç içe geçirerek çok katmanlı bir düşünce dünyası kuruyor. Öğretmenlik mesleği, akademik çalışmaları ve sanata duyduğu ilgi, onun yazısını yalnızca estetik değil; aynı zamanda etik ve toplumsal bir sorumluluk alanına taşıyor.

      Meftun Çığlıklar, Yunanistan’dan Türkiye’ye uzanan muhacir yolculuğunu bireysel hikâyeler üzerinden kolektif bir belleğe dönüştüren, sessiz ama sarsıcı bir anlatı. Bu röportajda Oya Çetin’le edebiyatla kurduğu bağdan, köklerinden, öğretmenlikten yazıya uzanan yolculuğundan ve Meftun Çığlıklar’ın ardındaki derin düşünsel zeminden konuştuk.

      Edebiyatla ilginiz nasıl başladı?

      Oya Çetin:
      Edebiyatla ilişkim lise yıllarında Reşat Nuri Güntekin’in Çalıkuşu romanını okumamla başladı. O romanla birlikte yalnızca bir hikâye değil; insan ruhunun kırılganlığını, yalnızlığını ve umutla ayakta kalma çabasını keşfettim. Çalıkuşu, beni edebiyatın melankolik ama aynı zamanda çarpıcı dünyasına davet eden ilk kapı oldu. O andan itibaren kitaplar benim için bir kaçış değil, hayata daha derinden bakmanın bir yolu hâline geldi.

      Üniversite yıllarınız bu ilgiyi nasıl şekillendirdi?

      Oya Çetin:
      Üniversite yıllarında Türk edebiyatı klasikleriyle yoğruldum. Bu eserler dil bilincimi, düşünme biçimimi ve estetik algımı derinleştirdi. Edebiyat, benim için bir ders alanı olmaktan çıkıp hayatı anlama biçimine dönüştü.

      Öğretmenlik hayatınız edebiyatla ilişkinizi nasıl etkiledi?

      Oya Çetin:
      İlk görev yerim Tunceli’ydi. O coğrafyanın doğası, zaman ve mekân algımı değiştirdi. Dağların sessizliği içinde kitaplar daha derin okunuyor, sözcükler insanın içine daha güçlü yerleşiyordu. Öğretmenlik, edebiyatla bağımı daha sorumlu ve daha derin bir noktaya taşıdı.

      Farklı şehirlerde yaşamak yazı dünyanıza neler kattı?

      Oya Çetin:
      Tunceli’den sonra Mersin’e tayinim çıktı. Denizle Toros Dağları arasında geçen yaşam, anlatımıma masalsı ve destansı bir boyut kazandırdı. İzmir’in tarihi mekânları ruhuma hikâyeler üfledi. Lefkoşa’da ise narenciye bahçeleri arasında umuda tohum atmayı öğrendim. Her şehir yazıma başka bir ses ekledi.

      Hangi edebiyatlar sizi en çok besledi?

      Oya Çetin:
      En çok Rus edebiyatı. Dostoyevski, Tolstoy ve Çehov; insanın iç çatışmalarını, acılarını ve varoluşsal sorgulamalarını cesurca ele alıyor. Bu yaklaşım yazıya yönelmemde belirleyici oldu.

      Yazılarınızda köklerinizin yeri nedir?

      Oya Çetin:
      Muhacir bir ailenin çocuğuyum. Göçün acısını önce büyüklerin anlatılarında dinledim, sonra araştırdım ve yazıya döktüm. Bireysel hikâyelerden yola çıkarak kolektif bir hafızaya dokunmaya çalışıyorum.

      Sizin için edebiyat ne ifade ediyor?

      Oya Çetin:
      Benim için edebiyat umuttur. İnsan umudunu yitirdiğinde eline bir kitap almalıdır. Okumak; kendini bilmenin, insan olmanın bir yoludur.

      Meftun Çığlıklar kitabınızın içeriğinden söz eder misiniz?

      Oya Çetin:
      Meftun Çığlıklar, Yunanistan’dan Türkiye’ye uzanan zorunlu muhacir yolculuğunu anlatıyor. Göç burada yalnızca bir yer değiştirme değil; belleğin, kimliğin ve aidiyetin parçalanmasıdır. İzmir’e varış, hem umut hem de yabancılığın adıdır. Kitap, muhacirlerin tutunma mücadelesini ve kuşaklar boyunca aktarılan travmayı sessiz çığlıklar hâlinde anlatıyor.

      Önümüzdeki süreçte planlarınız neler?

      Oya Çetin:
      Bu göç anlatılarını roman formunda yeniden kurmak istiyorum. Özellikle muhacirlerin İzmir’deki hayatlarını, mahalle kültürünü ve kuşaklar arası hafızayı merkeze alan bir roman üzerinde çalışıyorum. Yazmak benim için tek bir türle sınırlı değil; düşünmenin ve üretmenin bir biçimi.

      Genç yazarlara ne söylemek istersiniz?

      Oya Çetin:
      Yazı aceleye gelmez. Çok okumadan yazmak metni yüzeyde bırakır. Klasikler sağlam bir zemin oluşturur. Kendinizi tanıyın, köklerinizden utanmayın. Yazı emek ister, yalnızlık ister ama karşılığında derin ve kalıcı bir mutluluk sunar.

      Son sözleriniz nedir?

      Oya Çetin:
      Edebiyat dünyayı değiştirmeyebilir ama insanın dünyaya bakışını değiştirir. Umudun azaldığı zamanlarda bir kitap insanı ayakta tutabilir. Okuyun, düşünün ve hikâyenizden vazgeçmeyin.

      Bu nitelikli söyleşi için Erhan Özdemir’e; hafıza, kök ve edebiyat kavramlarını derinlikli bir dille buluşturan samimi yanıtları için Oya Çetin’e teşekkür ederiz. Meftun Çığlıklar, yalnızca bir hikâye kitabı değil; göçle yoğrulmuş bir toplumsal belleğin edebi kaydı olarak dikkat çekiyor. Sessiz kalanların sesi olmayı amaçlayan bu çalışma, çağdaş edebiyatımızda kalıcı bir iz bırakmaya aday.

      EDEBİYAT MAGAZİN GAZETESİ
      EDEBİYAT MAGAZİN GAZETESİ

      Yorum Yazın

      Yorum yazarak topluluk kurallarımızı kabul etmiş bulunuyor ve tüm sorumluluğu üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Edebiyat Magazin hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

      Yorumlar

      • Ali Yurtseven

        Tebrikler oya hocam
      • Ali Yurtseven

        Tebrikler oya hocam