Bir toplumun gerçek yüzü, kadınlarına nasıl davrandığında ortaya çıkar. Çünkü kadın, yalnızca hayatın taşıyıcısı değil; aynı zamanda vicdanın, merhametin ve adalet duygusunun da aynasıdır.
Kız çocuklarının genç kızlığa adım attığı o ilk biyolojik süreç, onların “çocuk gelin” olacağı anlamına gelmez. Bu yalnızca doğanın bir işleyişidir; genç kızlığa geçiştir. Ne yazık ki bizim coğrafyamızda bu doğal süreç bile yanlış yorumlanır, hatta kimi zaman istismar edilir. Oysa bu dönem, bir çocuğun değil, toplumun sınavıdır.
Kadın, çoğu zaman erkekten daha erken olgunlaşır. Bunun nedeni yalnızca biyoloji değildir. Kadına yüklenen roller, beklentiler, sorumluluklar ve hayatın ona sunduğu mücadeleler, onu erken yaşta ağır bir yükün altına sokar. Erkekler çoğu zaman çocuk ruhlu kalabilirken, kadınlar ev, aile, aşk, sorumluluk ve toplumsal baskılar nedeniyle çok daha erken yaşta olgunlaşmak zorunda kalır.
Bu yüzden kadın olmak zordur. Bizde ise daha da zordur.
Erkek egemen kültür, yanlışları doğru; doğruları yanlış gösterecek kadar güçlüdür. “Erkek yapar, erkektir” anlayışı hâlâ sürerken, kız çocukları ayıplanır, kısıtlanır, susturulur. Oysa unuttuğumuz bir gerçek var: Bizim de ablalarımız, bacılarımız, kız kardeşlerimiz var. Onların da seveceği, sevileceği, hayal kuracağı bir hayatları olacak.
Bugün kadınların güvenmekten, sevmekten çekinmesinin nedeni, geçmişte kırılan güvenlerdir. Bu yüzden birçok kadın kariyerine yöneliyor; çünkü bağımsızlık, özgürlük ve güven duygusunu kendi emeğiyle kurmak istiyor. Biz erkekler ise bunu çoğu zaman gururumuza yediremiyor, psikolojik, ekonomik veya fiziksel baskıyla kendi acizliğimizi yeniden üretiyoruz.
Sonuçta kadınlar, manavdan meyve seçer gibi “adam seçmek” zorunda bırakılıyor. Bu da bizim ayıbımızdır.
Kadın bir “pornografik araç” değildir. Kadın bir “kum torbası” değildir. Kadın bir “eşya” değildir.
Gerçek adamlık, sevdiğin kadının yanında durmak, ona güven vermek, onu korumak değil; onun kendini koruyabilen bir birey olduğunu kabul etmektir.
Albert Camus’nün sözleri bugün hâlâ geçerliliğini koruyor: “Bir ülkeyi tanımak istiyorsanız, o ülkede kadınların nasıl öldüğüne bakın.”
Bizim artık bu aynaya bakma zamanımız geldi.
Yorum Yazın