Liseden beri birbirlerinden kopmayan üç kız arkadaş, bu defa eşleri ile beraber Zeynep’in Tuzladaki yazlık evin de buluştular. Hava sıcaktı ama gökyüzüne bakınca, kuşlar kümeler halinde göç ediyorlardı. Önlerindeki havuzda sadece çocuklar yüzüyorlardı. Demek ki büyükler Eylül’ün havuz mevsimini sonlandırdığını kabullenmişlerdi. Zeynep, mükellef bir sofra hazırlamıştı. Eşi Aydın, sabah erkenden sahile gidip balıkçı teknelerinin dönüşünü beklemiş taze balıkları seçip almıştı. Her zamanki gibi hanımlar, mutfağı hasret giderme mekânı haline getirmişlerdi. Eşlerinin veranda da son günlerin güncel konularla ilgili sohbetleri, hanımların verandaya gelmesine kadar sürdü. Balıklar tabaklara servis edildi, yanları yeşilliklerle süslendi. İştahla yemeye başladılar. Mideler biraz doyar gibi olunca sohbet başladı. Süha: “Bugünün sohbetinin başlığını Zeynep atsın diyorum. Sofranın emeği onun çünkü. Daha önceki sohbetlerin genelinde evin hanımları atmıştı başlığı. Ee Zeynep bekliyoruz.” Zeynep: “Düşünmüştüm bir konuyu, ama sofranın keyfini kaçırır mıyım diye tereddütteyim.” Kenan: “Bizim midemiz tam doymadıkça hiçbir konu sofranın keyfini kaçıramaz.” Zeynep: “Aydın’a bile bahsetmedim. Bu Cahide Sonku, Süreyya gibi bir konu değil. Çok güncel yaşadığımız zaman dilimi ile ilgili. Okulda gurup çalışması yapardık ya, masadaki her kişi bir gurup sözcüsü gibi görüşlerini paylaşacak. Konu başlığı ise şu İNSAN NEYLE YAŞAR?” Aydın: “Anladım karıcığım, son okuduğun kitaptan çok etkilenmişsin. Etkilemeyecek gibi değildi. İnsanı hem iç hesaplaşmaya hem toplumsal hesaplaşmaya sürüklüyor. Açışı, ben yapayım müsaade ederseniz. İnsan ekmekle yaşar denir. Ama bugünün sorusu bu değil. Soru şu, ekmek kimlerin sofrasında, kimlerin hayalinde kaldı. Evet böyle açayım istedim konuyu. Ne dersin Zeynep?” “Evet isabetli. İkimizde aynı kitabı okuduğumuz için ilk paragrafın böyle olması isabetli oldu.” Meliha: “Aynı şehirde, Birileri çöpe atılan yiyeceklerle uğraşırken, bir başkası bayat bir umudu bile bulamıyorsa, bu yalnızca yoksulluk değil, bu, açık bir adaletsizliktir.” Masaya ağır bir hava hâkim olmaya başlamıştı. Fakat kimse rahatsız değildi konudan. İçindekileri dökmek için herkes sırasını bekliyordu. Kenan elini kaldırıp söz istedi. Yüzler ona döndü.
“İnsan adaletle yaşar, adalet yoksa, sabır yüceltilir. İtaat erdem diye öğretilir. Yoksulluk kader olur, bir çocuğun açlığı istatistik bilgi, bir işçinin ölümü kaçınılmaz ya da fıtrat sayılır. Oysa sorun insanlarda değil düzendedir.” Aynur, Kenan’dan sonra söze girdi. “İnsana umudu bile yaşatmıyorlar gençlere sabret, yaşlılara şükret, ortak bir gelecek hayali bile kalmadı insanların. Herkes, kendi kurtuluş planını yapmaya uğraşıyor. Kurtulan kendini başarılı sayıyor, geride kalansa kendini suçlu. Sistem kusursuz gösteriliyor, suçlu hep birey.” Zeynep: “Bende bir şeyler söyleye bilir miyim?” Masa sustu Zeynep’e çevrildi bakışlar. “İnsan, adaletle yaşar, haksızlığa uğrayan yalnız bedeni ile değil ruhu ile de yaralanır. Adalet duygusu zedelendiğinde insanın iç dünyasında sessiz bir çöküş başlar. Aile, sokak, toplum zincirleme bu çöküşten hissesine düşeni alır. Bu yüzden bir toplumun zenginliği kasasındaki parası ile değil, vicdanındaki adaletle ölçülür.”
“Evet çok güzel bir anlatımdı” dedi Süha “sıra bana geldiğine göre ben başka bir yönden bakmaya çalışayım konuya.
“Bence insan merhametle yaşar. Merhamet, insanı insan yapan son sınırdır. Gücün karşısında eğilmeyen, ama acının önünde diz çöken bir erdemdir. Merhametin olmadığı yerde, kurallar sertleşir, kalpler taşlaşır. Yaşam mekanik bir döngüye dönüşür.” Aydın: “İsterseniz biraz ara verelim balıklar soğuyor.” Kenan: “Balıklar soğursa soğusun Aydın biz konudan soğumayalım. Devam edelim bence bu konu bizim, ülkemizin, Dünya yaşamının en baş konusu. Sağ olsun Zeynep harika bir başlık atmış bugünün sohbetine. Haydi Aydın yine sıra sana geldi. Zeynep sen ne yazıyorsun?” “Konuştuklarımızdan notlar alıyorum belki bir makale hazırlayabilirim.” Aydın: “Arkadaşlar insan vicdanla yaşar. Vicdan sustuğunda, insan hala yürür, konuşur, çalışır, ama artık yaşamıyordur. Vicdan insanın içindeki tanığıdır. Onu susturduğunda insan, insan olmaktan çıkıp mahluk olur. Aydın’ın sözü bittiğinde Aynur: “Arkadaşlar, saat hayli geç oldu. Evde Karabaş yolumuzu gözlüyordur. Dışarı çıkma saati biraz gecikti. Müsaade edersiniz ben bir cümle ile bu güzel sohbetimizi, hem özetleyeyim hem de sonlandırayım. Sonuçta insan; ekmekle doyar, umutla ayakta kalır, sevgi ile çoğalır, adaletle onur bulur, merhametle insanlaşır ve vicdanla yaşar.
Ümit Somyürek 23/01/26
Yorum Yazın