Yorumlar
Şeyda Gümüş
Muhtesem hikayeyi, duygulanarak okudum. Sessiz Ali'nin çaresizliğini yenip sevinmesine ortak oldum,mutlu oldum.

Sessiz Ali, yıl başı için okulda açılan yardım kampanyasına katılma isteğini gerçekleştirmekten adeta umudunu kesti. Evdekiler eve ancak yetiyor, üstelik her şey eskimiş. Annesinin dedesinden kalan maaşını almasına daha on dört gün var. Çekmecede sadece iki tane beş lirası kalmıştı. “Onunla da ne alınır ki” diye geçirdi aklından. Zaten yatağa girdiğinden sabaha kadar, gözünü kırpmadan bunları yüzlerce defa düşünmüştü. Değerli olan beş yıl önce onları terk eden babasından kalan bir kol saat vardı. Ali ona bakınca sanki babasını görüyordu. Ondan gelen her tık sesi onun kalbinin sesini anımsatıyordu Ali’ye. Gözü nemlense, burnu sızlasa bile onunla özlemini gidermeye çalışıyordu. O saat onun için babasıydı. Ondan vazgeçmek babasından vazgeçmek gibi geliyordu Ali’ye. Babasına olan bağ gibiydi o saat. Vazgeçemezdi.
Gözlerinin içine bir avuç kum atmışlar gibi yanıyordu gözleri. “Okula mı gitmesem acaba.” Diye geçirdi aklından. “Neden gitmediğimi herkes anlar. Gitmekle gitmemek arasında ne fark var, yok tabi. Sadece yüzümü saklamış olurum.” Ali bir yandan bunları düşünürken kahvaltısını yapıyor, annesinin ilaçlarını masaya diziyordu. Suyunu bardağa koyup ilaçların yanına bıraktı. Ne olursa olsun okula gitmeliydi. Onun imkansızlığını okulda herkes biliyordu zaten. Kaçmanın saklanmanın ne alemi vardı. Kapısından hasta annesine baktı uyuyordu. Paltosunu giydi, her sabahki gibi babasının beş yıldır duran ayakkabılarına baktı. “Şu an da sana ne kadar çok ihtiyacım var baba” diye düşündü. Dışarıya bir ayağını atmıştı ki bir şimşek çaktı beyninde. Döndü babasının ayakkabılarının fırça ile tozunu aldı, bağcıklarını düzeltti. Dolaptan aldığı bir poşetin içine koydu. Babasının saatine bir göz attı, kapıyı çekip heyecanla yola koyuldu. Karlar yine dünkü gibi yarım metre kadardı. Karları yara yara ayakkabı tamircisinin önüne geldi dükkân kapalıydı. Okul zilinin çalmasına otuz beş dakika vardı, beklemeye karar verdi. Az sonra tamirci geldi. Ayakkabıları satmak için getirdiğini söyledi Ali. Evirdi çevirdi ayakkabıları dükkân sahibi “Bunlar daha çok yol eskitir evlat” dedi. Sessiz Ali tamircinin uzattığı parayı aldı. Bu yeni sayılabilecek ayakkabılar için az paraydı, Ali için ise, çok sayılırdı. Döndü ayakkabılara baktı baktı artık evde onları göremeyecekti. Çıktı dükkandan çarşıya daldı. Kış için en iyi hediye mont olduğuna karar verdi. Bir kız bir erkek montu alıp ayrı ayrı sardırdı. Çok sevinmişti. Biraz önce babasına yaptığı sitemleri geri aldı. Okula geldiğinde zil çalmak üzre idi. Sınıfa girdi az sonra sınıf öğretmeni geldi armağanları toplamaya başladı. Sesiz Ali’nin poşetlerini görünce şaşırdı. Ondan hiçbir şey beklemiyordu çünkü. Ali’yi alıp dışarı çıktılar. Sınıfın gürültüsünden sesiz Ali’nin sesini duyamazdı. “Nasıl aldın bunları oğlum?” diye sordu hocası. “Babam aldı Hocam.” “Baban geri mi geldi Ali?” “Yok Hocam” “ya peki?” “Beş yıl önce giderken parasını bırakmıştı Hocam.” Sonra gerçeği anlattı Ali. Hocası ona şefkatle sarıldı, onun tüm hikayesini biliyordu gözleri doldu. Yüzünü kaçırdı ondan neşesini kaçıramazdı bu özel öğrencisinin. Kaç yıldır Ali’yi bu kadar neşeli, espriler yaparken görmemişti. Boğazı düğümlendi. Onu yanaklarından öpüp sınıfına gönderdi. Akşam eve gelince annesinin sorduğu ilk soru, “Arkadaşların neler getirmişti yılbaşı armağanı olarak?” “Çok üzüldün mü?” “Üzülmedim anne çünkü bende götürdüm.” “Nereden ne götürdün?” “Evden götürdüm anne.” “Evde ne var ki ne götüresin oğlum.” Ali’nin neşesi hala yerinde idi. “Babamı götürdüm” Gece yatağa girerken yastığının altındaki deftere şunları yazdı.
“Bugün okula babamla gittim”
“Herkes hediye götürdü, ben babamı.” ÜMİT SOMYÜREK 02/01/26

Yorum Yazın