Yorumlar
Şeyda Gümüş
Yine, Muhtesem bir Sessiz Ali serüveni .Yüreğine, kalemine sağlık değerli yazar,şair arkadasım..

Ali artık orta okul 3. Sınıftaydı. Her yaz olduğu gibi bu yazda iki işte çalışmış para kazanmış, kışlık harçlığını biriktirmişti. Kendisine olan güveni sanki on katına çıkmıştı. Pazar günleri, ormandan her yaz olduğu gibi kuru ağaçları toplayıp, evin kışlık yakacağını yığmıştı odunluğa. İhtiyaç sahibi komşularına da ağaçlar getirip onları da mutlu etmişti. Annesinin hastalığı da hayli iyileşmiş. Ali geçen yıldan daha huzurluydu sanki. Babasının aklına düştüğü anlar gözleri bulutlanıyor, bazen gözünden herkesten sakladığı birkaç damla göz yaşı da düşüyordu. Sonra dönüp kendi kendine. “Artık kocaman adam oldun, herkesin farklı farklı dertleri var. Babası olmayan yalnız sen misin? Babasını hiç tanımadan dünyaya gelenler var. Küçük yaşta toprağa uğurlayanlar var. Sen dokuz yılını onunla yaşadın. Hatta bir gün dönüp geleceğine umudun bile var. Birçok çocuğa göre de şanslısın.” Diyerek kendini azarladığı oluyordu. Eylül bir heyecan ayı idi onun için. Yeni bir okul dönemi, belki yeni öğretmeler, yeni arkadaşlar yani yepyeni bir başlangıçtı onun için. Sabah erkenden uyandı. Yeni kitaplarının birkaçını bir defter ve kalemlerini çantasına yerleştirdi. İyileşen annesinin hazırladığı kahvaltı sofrasında onunla beraber kahvaltısını yaptı. Annesini öptü, “dua et anne olur mu” dedi. Ayakkabılarını giyerken, babasının ayakkabılarının olduğu yere baktı. Yoklardı orada. Her kapıdan çıkarken olmadığını bilmesine rağmen yine o köşeye bakmadan edemiyordu. Okula gelinceye kadar yine babasını düşündü. Okul bahçesindeki kalabalığı görünce, okulu ne kadar çok özlediğini fark etti. Kalbi ile bacakları beraber hızlandı. Okul bahçesine girince gözleri ile arkadaşlarını aramaya başladı. Her sene sınıfın yaklaşık üçte biri değişiyordu. Memur çocuklarından bir kısmı, babalarının annelerin tayini çıkınca kasabadan ayrılmış oluyorlardı. Onların yerine tayinleri kasabaya çıkan yeni ailelerin çocukları ile karşılaşmak artık sürpriz olmuyordu Ali’ye. Bir de orta okula yeni başlayan birinci sınıf öğrencileri. Onların kalabalığı içinde arkadaşlarını görmekte hayli zorluk çekiyordu. Birkaç arkadaşını buldu sonunda. Onlarla sohbeti yoğunlaştırmıştı ki zil çaldı. Tören bölümüne doğru yürüdüler birkaç arkadaşıyla beraber. Sınıflar ayrıldı, bayrak törenini Müdür beyin sezon başı konuşması izledi. Sıraya dizilen sınıfındaki arkadaşlarına bir göz attı Ali. Hayli yeni arkadaşlar katılmıştı sınıflarına. Her Eylül sınıf baharda yenilenen ağaçlar misali yenileniyordu. Ali yeni gelen öğrenci arkadaşlarını saymaya çalıştı sırada iken. “On iki” dedi kendi kendine. Ama son kelime dilinde dondu sanki. Ön sıralarda sınıfa yeni katılan bir kız saçlarını savurarak geriye döndü. Ali ile göz göze gelmişlerdi. Kumral saçlı yeşil gözlü kız bir anda büyüledi Ali’yi. Kalbi hızla çarpmaya başladı. Vücuduna bir ateş yayıldı. Bayılacak gibi hissetti kendini. Sınıf arkadaşları yürümeye başladı okula doğru Ali donup kalmıştı. Geç fark etti koşarak yetişti onlara. Bugüne kadar rastlamadığı bir duygu esir almıştı bütün vücudunu. Adını dahi bilmediği yeni gelen bir kız arkadaşının çekim gücüne girmişti bir anda. Tanışmadığı böyle bir duyguyla nasıl baş edeceğini bilemiyordu. Kalbi çarpmaya devam ediyordu. Bu tanımadığı duygu dost mu düşman mı ayrımını yapamıyordu. Vücudunun bir yanı yüksek bir tepki veriyor, diğer yanı tatlı rüyalar aleminde geziniyor gibiydi. O çekimine girdiği yıldıza çok yakın bir sıraya oturdu. İlk derse sınıf öğretmenleri girince, ancak okulda olduğunun farkına vardı Ali. Yoklama yapılırken kendini hiç tanımadığı hallere koyan yıldızın adının Deniz olduğunu öğrendi. Ali sınıfındaki bütün kızları severdi. Bazısının gülüşünü bazısının saçını bazısının hikayelerini. Bugüne kadar bildiği sevgi buydu. Ama bugünkü hiç onlara benzemiyordu. Gözlerini ondan ayıramıyordu. O döndüğünde gözlerini kaçırıyor tılsımın bozulmasından korkar gibiydi. “Bu da geçer” dedi kendi kendine. Sevginin ilk kez kalpte değil boğazında düğümlediğini hissetti. Sesiz Ali ne olduğunu anlayamadan son zili çaldı okulun. Ali o gün hiç kimse ile konuşmadan yola koyulup eve geldi. Annesi her zamanki gibi bir şeyler sordu. Kısa cevaplarla geçiştirdi. Yemeğini yedi ama tadını alamadı. Erkenden odasına geçti. Soyunmadan uzandı yatağına, gözlerini tavana dikip tavanı seyretti. Sonra gözlerini kapayıp içini seyretti. İki saate yakın bu hareketler tekrara girdi. Sonra kalkıp yastığını altındaki defterini çıkardı, masasına geçti. Temiz bir sayfa açtı. Gece uyuyorken, kendine bile fısıldayamadığı şeyi titreyen elleri ile deftere yazdı. “Ben galiba birini seviyorum. Ama fark ederse her şey bozulacak diye çok korkuyorum. Diye yazıp defteri kapatıp yastığını altına koydu. Işığı da söndürdü. Yatağına yattı gözleri kapalı idi. Ama uyumuyordu.
Ümit Somyürek 12/02/26

Yorum Yazın