Yorumlar
Ali yurtseven
Güven bey, yolunuz açık olsunGüven Albayrak
Tüm Edebiyat severlerin yolu açık olsun.Gösterdiğiniz özveri çalışmaarınızdan ötürü ben teşekkür ederim

Bir kitabın yolculuğu bazen raflardan değil, dost sohbetlerinden başlar. Benim Ben, Kirke ile tanışma hikâyem de böyle oldu. Sağlam Adımlar Rehabilitasyon Merkezi’nin kurucusu Duygu Akın ile yaptığımız bir sohbet sırasında konu kitaplara geldi. Dolabından Madeline Miller’ın Ben, Kirke romanını çıkarıp bana uzattı ve “Mutlaka okumalısın” dedi. İşte o anda, bir dost eliyle bana verilen bu kitap, bu haftaki köşemin konusu oldu.
Madeline Miller, Antik Yunan mitolojisinin kenarda kalmış bir karakterini, büyücü Kirke’yi merkeze alıyor. Homeros’un Odysseia’sında kısa bir bölümde görünen bu kadın, Miller’ın kaleminde kendi sesiyle konuşuyor. Tanrıların arasında sıradan, güçsüz ve dışlanan bir çocuk olarak başlayan hayatı, doğayla kurduğu bağ sayesinde büyüye dönüşüyor. Zeus tarafından sürgün edilen Kirke, Aiaia adasında yalnızlığını güçle yoğuruyor.
Roman boyunca Kirke’nin yalnızlığı, aşkları, anneliği ve özgürlük arayışı anlatılıyor. Odysseus ile karşılaşması, oğulları Telegonos’un doğumu ve Penelope ile yollarının kesişmesi, onun hem tanrılarla hem de insanlarla olan bağını sorgulamasına yol açıyor. Kirke, sonunda kendi kaderini kendi elleriyle yazmayı seçiyor.
Kirke’nin “Kafeste beslenen bir kuş gibi olmayacağım. Kafesin kapısı açıkken bile uçmayacak kadar aptal olmayacağım.” sözleri romanın en unutulmaz anlarından biridir.
Özgürlük Teması: Kirke, tanrıların ve erkeklerin tahakkümüne karşı kendi yolunu seçme iradesini ortaya koyar.
Kadın Gücü: Bu söz, kadınların tarih boyunca yaşadığı baskıya karşı bir başkaldırı niteliği taşır.
Romanın Merkez Mesajı:Ben, Kirke sadece bir mitolojik yeniden anlatım değil, aynı zamanda bireyin kendi kaderini yazma hikâyesidir.
“Yara izlerini yok etmeyi önerdim. Başını iki yana salladı. ‘Kendimi nasıl tanıyacağım?’” (syf. 220)
“Altın da olsa kafes, kafestir.”
“Ben ona yardım etmeye gelmiştim ama bana yardıma gelecek kimse yoktu. Sakinleştirici bir düşünceydi bu. Ne de olsa hayatım boyunca yalnız olmuştum.”
Bu alıntılar, Kirke’nin yalnızlığını, özgürlük arayışını ve kendi kimliğini bulma mücadelesini en yalın haliyle yansıtıyor.
Miller’ın romanı, sadece bir mitolojik yeniden anlatım değil; aynı zamanda kadınların tarih boyunca susturulmuş seslerini duyulur kılma çabasıdır. Kirke’nin doğayla kurduğu bağ, annelik duyguları ve merhameti, dişil bir dilin edebi gücünü ortaya koyuyor.
Ben, Kirke, tanrıların ihtişamlı ama acımasız dünyasında dışlanan bir kadının kendi sesini bulma hikâyesidir. Madeline Miller, bu romanıyla bize şunu hatırlatıyor: Kendi kaderimizi yazmak, bazen tanrılara karşı çıkmak kadar cesaret ister.
Bu haftaki köşemde sizlere Kirke’nin sesini taşıdım. Belki de hepimizin içinde, kendi adasında büyüsünü keşfetmeyi bekleyen bir Kirke vardır.
Güven Albayrak
Edebiyat Magazin Gazetesi

Yorum Yazın