Yorumlar
Ali Yurtseven
TebriklerÜmit Somyürek
Geçen yılın muhasebesini artı ile kapatanlara ne mutlu. Eksi ile kapatanlara inşallah 2026 uğurlu gelir

Yılın sonuna yaklaşırken takvim yalnızca bir yaprak daha eksiltmez; insanın zihninde, hafızasında ve kalbinde de bir muhasebe kapısı aralar. Dört gün sonra 2026’ya “merhaba” diyeceğiz. Ama bu merhaba, herkesin dudaklarında aynı anlamı taşımıyor. Kimi için bir günah tartışması, kimi için taze bir başlangıç, kimi için ticari bir fırsat, kimi içinse hayal kırıklıklarının yeniden hatırlanmasıdır yılbaşı.
Bu farklı bakışların tam ortasında durmak, edebiyatçının kadim alışkanlığıdır.
Günah meselesiyle başlayalım.
Yılbaşı kutlamalarının Hristiyanlıkta Noel ile doğrudan ilişkilendirildiği sıkça dile getirilir. Oysa Noel, İsa’nın doğumunu simgeler ve 24–25 Aralık tarihlerinde kutlanır. Yılbaşı ise miladi takvimin değişimidir; bir zaman ölçüsüdür. Tarih boyunca takvimler değişmiş, çağlar kapanmış, yenileri açılmıştır. Burada asıl mesele, kutlanan şeyin içeriğidir. Bir insanın yeni yıla girerken yaptığı şey taşkınlık mı, şükür mü, umut mu, tefekkür mü; anlamı da orada şekillenir. Zamanın değişimini selamlamak, onu putlaştırmadıkça, insanı inancından koparan değil; aksine kendine döndüren bir duraktır.
Edebiyatçı için yılbaşı, bir takvim yaprağından fazlasıdır.
Eski defterlerin kokusudur. Çekmecede unutulmuş mektuplar, sararmış fotoğraflar, yarım kalmış cümlelerdir. Bir soba çıtırtısı gibi geçmişi hatırlatır. Aynı anda romantiktir; çünkü insan, her yeni yılda kendine sessizce sözler verir. Daha çok sevmek, daha az incitmek, biraz daha cesur olmak gibi… Edebiyat tam da bu eşikte durur: geçmişle gelecek arasında, kelimelerden bir köprü kurar.
Yılbaşı kutlamasının insan üzerindeki olumlu etkisi küçümsenmemelidir.
Bir sofrada bir araya gelmek, bir mesajla hatırlanmak, bir dilekte bulunmak… Bunlar insanın sosyal ve duygusal bağlarını güçlendirir. Yalnız olmadığını hissetmek, “hâlâ umut edebiliyorum” demenin en sade hâlidir. Psikolojik olarak başlangıç duygusu, insanı harekete geçirir. Takvim değişir ama asıl değişim, insanın niyetinde başlar.
Elbette “her sene daha kötüye gidiyor” diyenler de haksız sayılmaz. Yorgunluk, geçim derdi, adaletsizlik, kırgınlıklar… Bunlar inkâr edilecek şeyler değil. Ama edebiyat bize şunu fısıldar: Umut, şartların iyileşmesini bekleyen bir lüks değildir. Umut, zor zamanlarda ayakta kalabilme becerisidir.
Mutluluk, vitrinlerde değil; insanın içinde saklıdır.
Ne yeni yıl hediyelerinde ne de büyük beklentilerde. Bazen bir sabah ışığında, bazen içilen bir çayın buharında, bazen yazılan tek bir cümlede… Umut eksik değildir; yalnızca üzeri tozlanmıştır. Onu yeniden görünür kılmak, insanın kendi iç yolculuğuyla mümkündür.
2026’ya girerken edebiyatçı gözüyle şunu söyleyebiliriz:
Yeni yıl, mucizeler vaat etmez; ama yeni ihtimaller sunar. Gelecek, cesaretle bakana yüzünü biraz daha aydınlık gösterir. Takvim değişirken, kalbin kapısını kapatmak yerine aralamak gerekir.
Edebiyat Magazin Gazetesi olarak dileğimiz şudur:
Yeni yıl, herkes için daha çok insanlık, daha çok vicdan ve daha çok kelime getirsin. Çünkü kelimeler çoğaldıkça, karanlık biraz daha geri çekilir.

Yorum Yazın