Yorumlar
Ali Yurtseven
Tebrik ederim

Evlerin İçindeki Yoksulluk
Gelir değil, ruh yoksulluğu üzerine bir hafta sonu yazısı
Şubat soğuğu…
Camdan içeri sızan gri bir ışık, yağmurun kaldırıma vuran sesi ve evin içinde görünmez bir üşüme. Sobanın, kombinin ya da çayın sıcaklığı yetmiyor bu defa. Çünkü üşüyen bedenler değil; evlerin içi, kalplerin arası.
Bu yazı, yoksulluğu maaş bordrolarında arayanlara değil; aynı sofrada oturup birbirine yabancılaşan ailelere dair. Bir baba gözünden… Güven Albayrak’ın adına yakışır bir yerden, evin direği olması beklenen ama çoğu zaman kendi sessizliğinde kaybolan bir babanın iç sesiyle.
Eskiden baba eve girince hava değişirdi. Bir ağırlık değil, bir denge gelirdi. Şimdi ise evlerin içinde sessiz bir rol kapma mücadelesi var. Kim daha çok konuşacak, kim haklı sayılacak, kimin sözü geçecek… Otorite yerini öfkeye, şefkat yerini hesaplaşmaya bıraktığında aile, farkında olmadan çözülmeye başlıyor.
Yoksulluk burada başlıyor.
Para eksikliğinde değil; birbirini duyamama hâlinde.
Anne yorgun. Çocuk içine kapanık. Baba suskun. Herkes aynı evde ama herkes başka bir odada yaşıyor sanki. Televizyon açık, telefonlar elde, sofrada tabaklar dolu… Fakat kimse kimseye bakmıyor. Baksa da görmüyor.
Bu, dışarıdan bakıldığında refah içinde görünen evlerin içindeki ruh yoksulluğu.
Isınmayan bir ev değil; ısınmayan ilişkiler.
Baba, çoğu zaman evin geçimini sağlamakla görevli olduğunu sanıyor. Oysa çocuk için baba, faturaları ödeyen değil; göz hizasına inebilen kişidir. Anne için baba, susarak değil, yanında durarak güçlüdür. Aile dengesi, sertlikle değil; adil bir sessizlik ve doğru bir sözle kurulur.
Rol kapma mücadelesi başladığında, aile bir ekip olmaktan çıkar, küçük bir sahneye dönüşür. Herkes kendi repliğini yükseltir, ama oyunun tamamı kaybolur. Oyun bozulur. Huzur da onunla birlikte dağılır.
Şubat ayı acımasızdır. Dışarısı soğuk, yollar ıslak, gökyüzü düşük. Ama bu mevsim, düşünmek için de bir fırsattır. Yağmurun cama vurduğu bir hafta sonunda, insan kendine şu soruyu sormalı:
Ben bu evde kimin yanındayım, kimin karşısındayım?
Haklı olmak mı istiyorum, huzurlu olmak mı?
Yoksulluk bazen cebimizde değil, dilimizdedir.
Kırıcı bir sözde, ertelenmiş bir sarılmada, geçiştirilmiş bir “nasılsın”da gizlidir.
Bu yazı bir suçlama değil.
Bir davet.
Aynı evde yaşayanların yeniden aile olma daveti.
Babanın yeniden denge, annenin yeniden şefkat, çocuğun yeniden güven bulduğu bir ev mümkün.
Şubat soğuğu geçer. Yağmur diner.
Ama evin içindeki yoksulluk konuşulmazsa, mevsimi yoktur.
Hafta sonu…
Birlikte oturmak, gerçekten dinlemek ve belki de ilk kez susarak anlaşmak için iyi bir zaman.

Yorum Yazın