Hafta sonu yazılarında genelde edebiyat konuşuruz, hayatın kırılgan yüzünü, insanın içindeki görünmez odaları açarız. Fakat bu kez içimde başka bir ağırlık var; yıllardır çözemediğim, çözülemediğini gördüğüm bir mesele: kontrol edilebilen zorluklara karşı geliştirdiğim yetenekler ile insanların kontrol edemedikleri dikkatsizlikler arasındaki tuhaf çelişki.
Ankilozan Spondilit ile yaşayan biri olarak sağa sola dönemeyen bir bedenle, merdivenden iniş-çıkışı tamamen kendime özgü yöntemlerle çözdüm. Hareket kısıtlılığımı tanıdım, onunla çalışmayı öğrendim. Yani elimden gelen kısmı yıllardır kontrol ediyorum.
Ama hayatın bir de kontrol edilemeyen bölümü var: insanların kendi bedenleriyle, çevreleriyle, hatta yan koltuğunda oturanla bile bağ kuramadan, adeta hipnoz hâlinde dolaşmaları…
Bu yazıyı neden yazdığıma gelince:
Her yıl 3 Aralık Dünya Engelliler Günü ve 10–16 Mayıs Engelliler Haftası yaklaşınca, sanki görünmez bir düğme açılıyor ve başıma illa ki bir olay geliyor. Bir tür “farkındalık paradoksu” gibi… Sözde farkındalığın arttığı günlerde, pratikte dikkatsizlikler çoğalıyor.
3 Aralık 2025 – 10E otobüsü
Doktor randevuma giderken 10E’ye bindim. Bir hanım hemen yer verdi, teşekkür edip ön koltuğa oturdum. Sağ tarafa dönemediğim için kibarca seslendim, “Nerede ineceksiniz?” diye sordum, ama duymadı. Kulaklıklarından başka bir dünya dinliyordu.
Mashar Bey durağına gelmeden bir anda “Pardon siz rahatsız olmayın…” diye bir ses yükseldi. Ben dönemedim, o uyarmadı; ani bir hamleyle sol kolumu tutacağım demire atınca adeta pazımdan bir şeyler yırtıldı sandım. Bir refleks, bir korku, bir sarsıntı…
Yanımdaki yolcu beni görse, bastonumu fark etse, ufacık bir “Ben ineceğim” dese her şey başka olurdu. Ama o da hipnozdaydı. Durağı geldiğini son anda fark edip fırladı. Oysa ben ayağa kalkmadan geçmesi mümkün değildi.
Bu ilk değil. Yıllardır benzer hikâyeleri özellikle Engelliler Haftası içinde yaşıyorum.
Otobüs durağında geri geri gelen plasiyer araçları…
Market kapısından hızlı çıkıp kör noktaya dalan sürücüler…
“Kusura bakma, seni görmedim” cümlesiyle dekoru tamamlayan o meşhur sorumluluksuzluk…
Hepsinde aynı sonuç: Ben onların önüne çıkmadım, onlar bakmadılar.
Kutlama Değil, Farkındalık
Engelliler Günü bir “kutlama” değildir.
Bir bayram hiç değildir.
Çünkü engelli bireyler kutlanmak istemez; görülmek, anlaşılmak, kolaylaştırılmak ister.
Toplu taşıma duraklarında engelli birinin önüne geçip otobüse önce binmek kimseyi hızlı ulaştırmaz, kimseye madalya kazandırmaz.
Şoförün bastonumu görüp durduğu durakta, insanlar koşa koşa ön kapıya yığılınca, benim binmem bir maratona dönüşüyor. Bir engellinin inişini “Önden inilmez, arkadan ineceksiniz!” diye ahkâm keserek düzeltmeye çalışanlar da cabası.
Hayat zaten zor; insanlar birbirine zorlaştırmak zorunda mı?
Ben bu yazıyı isyan olsun diye değil, yaşama dair bir çağrı olsun diye yazıyorum.
Bir engellinin isteği lütuf değildir, haktır.
Bu ülke herkes için yaşanabilir olursa, hepimiz nefes alırız.
Engelli Vatandaşın İstekleri
1. Toplu taşımada kulaklıkla dünyadan kopmayın; çevrenizde bir engelli olabilir.
2. Otobüslerde kapı ağzındaki direklere yapışıp geçişi kapatmayın.
3. Engelli bireyden önce binip-inme yarışına girmeyin.
4. Bir engelli hareketleniyorsa, bir şey yapmak üzeredir; önünü kesmeyin.
5. Engelli inişlerinin neden ön kapıdan olduğunu sorgulamak yerine, kolaylaştırın.
6. Direksiyon başında kör nokta bahanesini değil, dikkati artırın.
7. Engelliler Günü’nde süslü sosyal medya cümleleri paylaşmak yerine gerçek farkındalığa katkı verin.
8. Şoförün engelliyi gördüğü yerde durmasına saygı gösterin; önüne atlamayın.
9. Bir engelli sizden tek şey ister: Engel olmayın.
10. Yaşam herkes için yaşanabilir olmalı; bunu birlikte sağlayabiliriz.
Yorum Yazın